İstanbul Gedik Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Gedik, İstanbul Gedik Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
The impact of stress on diabetes management – a sentiment analysis approach
(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ali, Engy Mohamed Khalil; Suvay Eker, Halime
Managing diabetes is a lifelong responsibility that requires more than taking medication; it also involves maintaining mental and emotional well-being. Stress is one of the most critical psychological factors that complicates effective diabetes management. This study explores how stress affects diabetes self-care by analyzing patient narratives from online health forums using sentiment analysis. Natural Language Processing (NLP) tools, including TextBlob and VADER, were applied to 792 patient comments to identify emotional patterns, especially those related to stress. The findings show that stress significantly impacts how individuals with diabetes express their experiences online. A large portion of the comments revealed negative sentiment and high subjectivity, particularly regarding mental health, treatment adherence, and lifestyle difficulties. However, the results do not suggest that stress always leads to negative behavior or feelings among all diabetic patients. While some topics showed strong emotional burden, others reflected resilience, coping mechanisms, and supportive community interactions. Further research is needed to better understand the complex relationship between stress and emotional response in diabetes, and the situational factors that influence this dynamic. This study demonstrates the value of using NLP to analyze patient-generated content and highlights the importance of integrating emotional support into diabetes care.
Türk Ceza Kanununda insan ticareti suçu
(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Seçkin, Tuğba; Özocak, Gürkan
İnsan ticareti, eski çağlardan günümüze insanlık tarihinin en kapsamlı meselelerinden biri olarak süregelmiştir. Özellikle 1990'lı yılların başında küreselleşme ile birlikte, gelişmiş ülkelerdeki iş imkânlarının cazipliği, insanların sınırları aşarak başka yaşam şartları aramasına sebebiyet vermiş ve bu şekilde de insan ticaretinin yaygınlaşmasında çok büyük faktör olmuştur. İnsan ticareti, kişinin bir meta olarak ele alınıp sömürülmesidir. Bu nedenle, insan ticareti, bireyin onurunu ve haysiyetini yok sayan bir uygulamadır. Kişinin yalnızca insan olmasından kaynaklanan ve doğuştan kazandığı en temel haklarını dahi kullanamadığı bir eylem olarak insan ticareti modern anlamda kölelik olup hiçbir medeni toplumda kabul görmeyen bir kurumdur. Tarihsel süreç içerisinde doğal haklardan bahseden Antik Çağ filozofları, Stoacılar hatta Aristo ve Platon dahi kölelik kurumunu eleştiren görüşler öne sürmemiştir. Kölelik kurumu, Aydınlanma döneminde insan hakları öğretisinin gelişmesi ile tartışılmaya başlanmıştır. Çok uzun yıllar süren mücadeleler sonucunda köle ticaretinin engellenmeye çalışıldığı, ancak kölelik kurumumun varlığının sürdüğü görülmüştür. Günümüzde ise farklı sömürü şekilleri ile kölelik esasında devam etmektedir. Dünyada organize suçlar arasında, uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığından sonra en fazla maddi kazanç sağlayan suçlardan biri insan ticaretidir. Bu nedenle, insan ticareti konusunda ulusal ve uluslararası alanda birçok çalışma yapılarak suç ile mücadele edilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada, insan ticareti suçunun kavramsal olarak tanımlanması akabinde, tarihsel süreçte insan ticaretinin boyutları ele alınmıştır. Geçmiş dönemlerde yer alan kölelik kurumunun kaldırılmasına ilişkin uluslararası düzenlemeler kronolojik olarak ele alınmış ve "Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne Ek Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol" hükümleri gereğince Türk Ceza Kanununda da bir suç tipi olarak düzenlenen insan ticareti suçunun Türk hukukunda yeri, uygulama şartları, unsurları ile benzer suç tipleri ile ilişkisi irdelenmiştir.
Evaluation of flank wear and surface roughness in nanofluid-assisted machining of AISI 430 ferritic stainless steel by FUCA MCDM method
(Springer International Publishing AG, 2026) Yapan, Yusuf Furkan; Duman, Erkin; Dzhemilov, Eshreb; Uysal, Alper
This study investigates how different cutting conditions influence flank wear and surface roughness during the milling process of AISI 430 ferritic stainless steel. Experiments were performed using both uncoated and titanium nitride (TiN)coated tungsten carbide (WC) cutting tools under various conditions, including different flow rates (20 ml/h and 40 ml/h), and nano-MoS2 concentrations (0.5%, 1%, and 2% by weight). MQL significantly reduces wear of cutting tool and surface roughness in contrast to dry machining, with even greater improvements when nano-MoS2 is added. The TiN-coated WC tools demonstrated better performance, reducing flank wear by up to 22% and surface roughness by as much as 16% when contrasted with uncoated tools. The optimal performance was achieved with a 2% concentration of nano-MoS2 at a flow rate of 40 ml/h, resulting in a 43% decrease in tool wear and a 49% enhancement in surface quality. These findings underscore the effectiveness of TiN coatings and nano-MQL in enhancing tool life and surface finish, thus improving the machinability of AISI 430 ferritic stainless steel. Finally, optimum cutting parameters were selected and ranked using the FUCA multi-criteria decision-making method.
Doğu Akdeniz'de enerji diplomasisi: Türkiye, Yunanistan ve İtalya arasında geleceğe yönelik stratejik bir analiz
(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yıldırım, Cumali; Kesik, Ahmet
Doğu Akdeniz, son yıllarda keşfedilen enerji rezervleriyle uluslararası enerji politikalarının merkezine oturmuş ve bölgesel güç dengelerini şekillendiren önemli bir faktör haline gelmiştir. Bölgedeki hidrokarbon kaynakları, kıyıdaş devletler arasında ekonomik ve stratejik iş birliklerini teşvik ederken aynı zamanda deniz yetki alanları konusunda ciddi anlaşmazlıklara yol açmaktadır. Türkiye, Yunanistan ve İtalya, enerji güvenliği ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda farklı politikalar benimseyerek, enerji diplomasisini bölgesel ve uluslararası ilişkilerinin önemli bir unsuru haline getirmiştir. Bu çalışma, Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerinin keşfiyle ortaya çıkan diplomatik, ekonomik ve hukuki süreçleri analiz etmektedir. Türkiye'nin enerji politikalarının bölgesel dinamiklerle nasıl şekillendiği ve Yunanistan ile İtalya gibi aktörlerle yaşanan diplomatik gerilimlerin yanı sıra iş birliği fırsatları değerlendirilmektedir. Ayrıca, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz yetki alanları ve enerji kaynaklarının paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklar ele alınarak, enerji diplomasisinin bölgesel güvenlik ve ekonomik istikrar üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bölgedeki enerji rekabeti, yalnızca kıyıdaş ülkeler arasında sınırlı kalmayıp, Avrupa Birliği'nin enerji arz güvenliği politikaları çerçevesinde küresel aktörlerin de ilgisini çekmektedir. ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçler, Doğu Akdeniz'deki enerji dinamiklerini yakından takip etmekte ve bu süreçte kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumaya yönelik politikalar geliştirmektedir. Türkiye, uzun kıyı şeridi ve enerji kaynakları üzerindeki hak iddiaları çerçevesinde "Mavi Vatan" doktrini doğrultusunda aktif bir dış politika izlemekte ve bölgedeki hidrokarbon faaliyetlerini artırmaktadır. Fatih, Yavuz ve Kanuni sondaj gemileriyle yürütülen arama çalışmaları, Türkiye'nin enerji bağımsızlığına yönelik stratejisini desteklemektedir. Ancak, bu faaliyetler Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile deniz yetki alanları konusunda gerilimleri de beraberinde getirmektedir. Öte yandan, Avrupa Birliği, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni destekleyerek, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını kısıtlamaya yönelik çeşitli yaptırımlar uygulamaktadır. Bununla birlikte, İsrail, Mısır ve İtalya gibi ülkeler, enerji kaynaklarının bölgesel iş birliği çerçevesinde değerlendirilmesine yönelik politikalar geliştirerek, East-Med gibi projeler aracılığıyla Avrupa'nın enerji güvenliğini sağlamayı hedeflemektedir. Türkiye, enerji kaynaklarının adil bir şekilde paylaşımını savunarak, KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşmaları yapmış ve Libya ile deniz yetki alanlarını düzenleyen bir mutabakat zaptı imzalamıştır. Çalışmanın sonuçları, Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıkıp, uluslararası siyasetin temel unsurlarından biri haline geldiğini ortaya koymaktadır. Bölgedeki enerji politikalarının geleceği, kıyıdaş ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerin seyrine ve uluslararası hukukun nasıl uygulanacağına bağlı olarak şekillenecektir. Türkiye'nin bölgesel enerji diplomasisinde proaktif bir rol üstlenmesi, enerji güvenliği ve ekonomik istikrar açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, Doğu Akdeniz'de sürdürülebilir bir enerji paylaşım mekanizması oluşturulabilmesi için diplomatik diyalogların artırılması, hukuki çerçevenin netleştirilmesi ve bölgesel iş birliği olanaklarının geliştirilmesi gerekmektedir.
Impact of stock market development on the economic growth in Nigeria (1990-2023)
(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ojeniyi, Jesupelumi Albert; Güvel, Enver Alper
Financial globalization entails the marketization of the domestic banking industry and the capital account in order to integrate a nation's financial system into international financial networks. The world stock market is one of the most vital parts in the global economy, and it forms an avenue for capital in various opportunities for investment. Over the last couple of years, the sum of the market capitalization of world stock exchanges has achieved a level in excess of $100 trillion, which reflects the rising role taken by the equity markets in economic development and growth. Comparing the Nigerian stock exchange to counterparts in more developed economies, it has remained less developed than the NSE, which was founded in 1961. The general objective of this study will be to assess the effect that stock market development has on Nigeria's economic growth. Two testable hypothesis was carried out in the study. The study adopted the endogenous growth theory. A quantitative research design was used, focusing on the analysis of the effect of stock market development on the economic growth of Nigeria. The scope of the research encompasses a period of thirty years (1990-2023), a period selected to capture historical patterns, reforms, and structural changes in Nigeria's stock market. Various econometric techniques are being utilized for this time-series data analysis to ensure that the study is not only robust but also insightful with regards to how the stock market can affect economic growth. Unit root test, ganger causality, Johansen cointegration and vector autoregressive estimate was also carried out as inferential statistics with the use of SPSS software. The study found several significant results with respect to the relationship between stock market development and economic growth in Nigeria: The VAR results indicated that there was no significant causality between stock market size (MCAP) and economic growth (GDP. The study found a significant negative relationship between stock market liquidity (VLC) and economic growth (GDP), indicating that increased liquidity may lead to volatility and instability, rather than fostering long-term growth. Foreign Direct Investment (FDI) was found to have a positive, yet statistically insignificant, relationship with GDP. This finding suggests that while FDI can enhance market efficiency by bringing in capital and advanced financial practices, its effect on Nigeria's economic growth is limited by structural issues such as poor infrastructure and political instability. Recommendations suggest that The Nigerian stock market should focus on improving market transparency and reducing information asymmetry. Policymakers should implement measures to reduce excessive liquidity-driven volatility in the market.



















