Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Yayın Yabancı müdahale / etki ajanlığı suçuna ilişkin taslak düzenlemelerin ceza hukukunun ilkelerine ve anayasa’ya uygunluğunun değerlendirilmesi(Beta Dergi, 2025) Yetkin, ErdiKamuoyunda “Etki Ajanlığı”, mukayeseli hukukta ise “Yabancı Müdahale” olarak adlandırılan, ilk olarak “Diğer Faaliyetler”, son olarak ise “Devletin Güvenliği veya Siyasal Yararları Aleyhine Suç İşleme” başlığıyla Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenmesi öngörülen 339/A düzenlemesi, kamuoyunda önemli ölçüde tartışmaya sebebiyet vermiştir. Suç taslağı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu’nda görüşülmüşse de TBMM Genel Kurulu’nun önüne gelmeden geri çekilmiştir. Bununla birlikte kamuoyunun gündemini meşgul eden yabancı müdahale veya etki ajanlığı suçuna dair yakın gelecekte yeniden bir yasama sürecinin başlatılması sürpriz olmayacaktır. Bu çerçevede bu çalışma ile meseleye ilişkin hâlihazırdaki ve gelecekteki tartışmalara katkı sağlamak amacıyla önceki norm taslakları ceza hukukunun ilkelerine ve Anayasa’ya uygunlukları yönlerinden incelenmektedir.Yayın İlk ve orta öğretimde kılık-kıyafet düzenlemelerinin kanunilik ilkesi açısından değerlendirilmesi(Ankara Barosu Başkanlığı, 2025) Eğilmez, Ahmetİlk ve orta öğretim kurumlarında bulunan öğrencilerin kılık-kıyafet düzenlemeleri zaman zaman kamuoyunda tartışma konusu yapılmaktadır. Yakın zamanda, bir lisede öğrencilerin giydikleri kıyafetleri nedeniyle mezuniyet alanına alınmamaları bu konuyu daha da güncel bir konu haline getirmiştir. Bu çalışmada, ilk ve orta öğretimde bulunan öğrencilerin kılık-kıyafetlerini düzenleyen idari düzenlemelerin kanunilik ilkesi açısından gerekli ölçütleri sağlayıp sağlamadığı konusu tartışmaya açılmaktadır. İdare hukukuna hâkim ilkelerden biri olan Kanunilik İlkesi, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinde kanuna dayanması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Kılık-kıyafet gibi öğrencilerin birçok temel hak ve özgürlüklerini etkileme ihtimali bulunan bir alanda, düzenlemelerin kanunla yapılması Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında bir gerekliliktir. Bu çalışmanın temel tezi, öğrencilerin dış görünümlerine, giyim tarzlarına, saç şekillerine, makyaj yapmalarına, sakal bırakmalarına ilişkin Yönetmelikte yer alan ve temel hak ve özgürlükler açısından sınırlama niteliği taşıyan idari düzenlemeler konusunda idareye açık ve belirli bir yetki veren bir kanuni hükmün bulunmadığı ve bu durumun Anayasa’nın 13. maddesindeki Kanunilik İlkesine aykırılık teşkil ettiğidir. Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlüklere ilişkin sınırlamalarda aradığı katı kanunilik ölçütü ve Danıştay İDDK’nın Devlet memurları açısından sakal bırakma yasağının kanuni dayanaktan yoksun olma nedeniyle hukuka aykırı bulduğu kararları bu makalede ileri sürülen tezleri güçlendirmektedir. Sonuç olarak makale, öğrencilerin kılık-kıyafetlerine ilişkin düzenlemeleri içeren Yönetmeliğin özellikle kanunilik ilkesi açısından sorunlu olduğu, bu sorun nedeniyle öğrencilere ilişkin idari tasarruflarda hak ihlali riskinin yoğun ve ciddi olduğunu ileri sürmektedir. Bu doğrultuda TBMM tarafından çıkarılacak bir yasal düzenlemeyle bu sorunun giderilebileceği savunulmaktadır.Yayın Tutuklama nedenlerinin kavramsal temelleri ve meşruiyeti: tutuklama nedenlerinde teorik sınırlar ve normatif – uygulamada sapmalar(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, 2025) Yetkin, ErdiBir özgürlükten yoksun kılma biçimi olarak tutuklama, bir koruma tedbiridir ve tutuklamanın koruma tedbiri vasfı, tutuklama nedenleri kaynaklıdır. Tutuklama nedenleri, Anayasa m. 19/3 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 100 hükümlerinde gösterilmiştir ve klasik olarak kaçma tehlikesinden ve delil karartma tehlikesinden ibarettir. Bununla birlikte pek çok hukuk sisteminde, bahsi geçen klasik tutuklama nedenlerinin dışında başkaca tutuklama nedenlerinin de kabul edildiği görülmektedir. Türk hukuk uygulamasında ise tutuklama bakımından ölçülülük ve gerekçe çerçevesinde tartışmalar sürmekteyse de bu makalede tez olarak tutuklama bakımından asıl sorunun, tutuklama nedenleri gerçekleşmeksizin tutuklamaya başvurulması olduğu ileri sürülmektedir. Keza tutuklama nedenlerinin genişlemesinin ya da tutuklama nedenlerinin somut olayda gerçekleşmemesine karşın tutuklamaya başvurulmasının, tutuklamanın koruma tedbiri vasfını kaybetmesine neden olabileceği iddia edilmektedir. Çalışmamızda tutuklama nedenleri, meri Ceza Muhakemesi Kanunu esas olmak üzere ve mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK), 2005 yılında hükûmet tarafından teklif edilen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı (CMK – Tasarı) ile mukayeseli hukuktan Almanya, Avusturya ve İsviçre örnekleri ile karşılaştırılarak incelenecektir. İncelememizde ceza muhakemesinin amaçları çerçevesinde meşru tutuklama nedenlerinin nelerden ibaret olduğu, tutuklama nedenlerindeki genişleme, sembolik kanun koyuculuk faaliyeti ile tutuklama nedenleri arasındaki ilişki, önleyici tutma, Türkiye’de cezai hükmün değer yitimi ile uygulamadaki tutuklama sorunu arasındaki bağlantı değerlendirilecektir.Yayın Olumlu miras sözleşmelerinde lehtarın mirasbırakandan önce ölümünün hukuki sonuçları üzerine(Seçkin Yayıncılık, 2025) Atlan Gürer, HülyaTürk Medeni Kanunu’na (TMK) göre, olumlu miras sözleşmesiyle lehtar kılınan kişinin mirasbırakandan önce ölümünün hukuki sonuçları, mirasbırakanın malvarlığını sağlığında lehtara devretmiş olup olmamasına göre değişir. Malvarlığı lehtara devredilmemişse, kural olarak ölüme bağlı kazandırma sona erer ve lehtarın daha önceden yerine getirmiş olduğu edimler kendi mirasçıları tarafından geri istenebilir (TMK m. 548). Mirasbırakanın malvarlığını sağlığında mirasçı atanan lehtara devretmiş olması halinde ise söz konusu malvarlığı değerlerinin mirasçı atananın mirasçılarına geçeceği kuralı devreye girer (TMK m. 572/3). TMK m. 548 gereği veya TMK m. 572/3’te öngörülen kuralın aksine bir anlaşmanın varlığı nedeniyle önceden ölen lehtarın yerine getirmiş olduğu edimlerin onun mirasçıları tarafından iadesi gündeme gelebilir. Olumlu miras sözleşmesinin ivazlı yapılmış olduğu bu halde iade talebi, bir tasfiye ilişkisine dönüşen bu sözleşmeye dayanır. İvazlı olumlu miras sözleşmesinin özel bir türünü oluşturan ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde yapılan miras sözleşmelerinde malvarlığının bakım borçlusu mirasçı atanana sağlıkta devredilmiş olması, bakım alacaklısı mirasbırakanın Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 618 hükmünden yararlanabilmesi bakımından önem taşır. Böylece mirasbırakan, mirasçı atananın mirasçılarıyla devam eden sözleşme ilişkisinden dönerek, daha önce yerine getirmiş olduğu kazandırmanın kendisine iade edilmesini sağlama imkânını elde eder.Yayın Kamu görevlilerinin soruşturma iznine ilişkin sorunlar üzerine bir değerlendirme(Legal Yayıncılık, 2025) Kanadoğlu, Osman Korkut; Küçük, Tevfik Sönmez; Uruşak, Uğur; Şahin, Battal NiyaziKamu görevlilerinin yargılanması, hukuk devleti ilkesiyle doğru dan ilişkilidir. Kamu görevlilerinin yargılanması açısından özel usullere ihtiyaç olup olmadığı ise tartışmalıdır. Türkiye, kamu görevlilerinin yar gılanmaları konusunda izin sistemini kabul etmiştir. Bu çalışmada soruş turma iznine ilişkin kararlara itiraz sonucunda verilen kararların hukuki niteliği ele alınacaktır. Bu kararlara ilişkin yargı organlarının değerlen dirmeleri eleştirel bir gözle değerlendirilecek ve öğretideki görüşlere yer verildikten sonra kendi yaklaşımımız ifade edilecektir. Ayrıca soruştur ma izninin verilme(me)sinin ardından bu kararların bireysel başvuruya konu edilebilmesi için tüketilmesi gereken olağan kanun yollarının ne olduğu sorusunun da yanıtı aranacaktır.Yayın Fiil ceza hukukundan fail ceza hukukuna(Beta Dergi, 2025) Yetkin, Erdi; Preuß, Ulrich KlausZimmerl’in veciz sözüdür: “Münferit fiil ya da kişilik, her sistemin birincil temel meselesidir”2 . Münferit fiil nedeniyle sorumluluk “Fiil Ceza Hukukunu (Tatstrafrecht)” imlerken kişilik nedeniyle sorumluluk ise “Fail Ceza Hukuku (Täterstrafrecht)” ile eşleştirilebilir. Fiil ceza hukuku ya da fail ceza hukuku tasarımına göre bir ceza hukuku sisteminin kurgulanması ise genel esaslardan özel suç tiplerine, ceza muhakemesi hukukundan infaz hukukuna geniş anlamda ceza hukukunun tamamını temelde etkileyecektir; bir başka deyişle, fiil ceza hukuku – fail ceza hukuku arasında yapılacak tercih, bir ülkedeki ceza hukuku tasarımının ana hatlarının ve istikametinin belirlenmesi anlamına gelmektedir.Yayın Mesafeli satış sözleşmelerinde cayma hakkının atipik kullanımının önlenmesi(Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü-Türkiye İş Bankası A.Ş. Vakfı, 2025) Erbayraktar, BurcuBu çalışmada, mesafeli satış sözleşmelerinde tüketiciye tanınan cayma hakkının düzenleniş tarzı, atipik kullanımı sorunu ve çevresel etkileri incelenmektedir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddesi uyarınca mesafeli sözleşme, tarafların eş zamanlı fiziksel varlığı olmaksızın ve uzaktan iletişim araçları kullanılarak kurulan sözleşmedir. Mesafeli satış sözleşmesinde, satın aldığı malı sözleşme kurulmadan önce inceleme imkânına sahip olmayan tüketici, malı teslim aldıktan sonra herhangi bir gerekçe göstermeksizin kullanabileceği cayma hakkı ile korunmaktadır. Cayma hakkına ilişkin hukuki düzenlemeler nispi emredici nitelikte olup uygulamada, satıcılar cayma hakkının koşullarını tüketici lehine değiştirerek rekabet avantajı elde etmeye çalışmaktadır. Bu uygulama, bazı tüketicileri cayma hakkını yasal amacının dışında ve atipik tarzda kullanmaya teşvik etmekte; bu durum artan iade oranlarıyla birlikte olumsuz çevresel etkilere yol açmaktadır. Bu çalışma, Avrupa Birliği hukuku kaynaklarından yararlanılarak, cayma hakkının atipik kullanımını önlemeye yönelik hukuki düzenleme önerilerinin değerlendirilmesi ve Türk hukukuna ilişkin çözüm önerisi geliştirilmesi amacı ile hazırlanmıştır.Yayın Limiting the absolute effect of non-assignment clauses through the interpretation of law and contract: a Turkish law perspective(Oxford University Press, 2025) Erbayraktar, BurcuThis article examines the freedom of assignment in Turkish law, focusing on the absolute effect of non-assignment clauses and the potential to limit the absolute effect through the interpretation of law and contract. The Turkish Code of Obligations (Article 183), following the Swiss Code of Obligations (Article 164), allows for non-assignment clauses that prevent the transfer of rights. This article explores how the absolute effect of non-assignment clauses can be constrained through statutory and contractual interpretations. Key discussions include the convalescence of invalid assignments upon debtor consent, the restriction of the debtor’s power to consent via the general principle of the prohibition of abuse of rights, and the use of contractual remedies to mitigate the uncertainty surrounding the debtor’s discretion to consent. By analysing these approaches, the article proposes methods to limit the absolute effect of non-assignment clauses and strengthen the freedom of assignment within Turkish law. In view of the fact that Turkish law adheres to the civil law tradition, this study relies extensively on doctrinal analyses and jurisprudential developments in civil law legal systems—particularly those of Switzerland, Germany, and Austria. Ultimately, this article contributes to the ongoing discourse on enhancing the flexibility of non-assignment clauses in civil law systems, particularly in countries like Turkey, where there are no mandatory provisions limiting the absolute effect of non-assignment clauses. © The Author(s) (2025). Published by Oxford University Press on behalf of Unidroit. All rights reserved.Yayın ABD Anayasası’nın 25. değişikliği (25th Amendment): başkanlık sisteminin sakıncalarını aşma çabaları(Galatasaray Üniversitesi, 2024) Serttaş, Osman CanABD Anayasası’nda yapılan 25. Ek Değişikle ABD siyasal tarihinde karşılaşılan başkanın ölümü, başkanın komaya girmesi veya görevini yapamayacak durumda olduğundan şüphelenilmesi gibi durumlara kesin çözümler getirilmek istenmiştir. Bu değişikliğin 4. fıkrasıyla getirilen mekanizma oldukça ilginç ihtimallere kapı aralamaktadır. Donald Trump’ın başkanlık dönemiyse bu mekanizmayı daha farklı şekilde gündeme getirmiştir. Donald Trump’ın Başkanlığını bu maddeyi kullanarak sonlandırmak yaygın şekilde önerilmiştir. Bu öneriler ise bu mekanizmanın işlevinin başkalaştırılması sonucunu doğuracaktır. Bu mekanizmanın başkalaştırılması arayışlarına iten sebepse başkanlık sisteminin katı yapısıdır.Yayın Hobbescu ve Spinozacı devlet ve hukuk felsefesine karşılaştırmalı bir bakış(İstanbul Üniversitesi, 2025) Aydın, Melike BelkısAvrupa’da sömürge yarışlarının tayin ettiği 17. yy. döneminin iki önemli düşünürü Hobbes ve Spinoza’nın içkinci politik meşruiyet arayışlarında, teorilerinde pek çok ortaklıklar bulunmaktadır. İki düşünür de materyalist bir hatta ilerleyerek felsefeyi ve politik teoriyi teolojiden ayıklamaya çalışmışlardır. Bu sayede politik iktidarı meşrulaştırmayı toplumsal bir hipotetik rıza ya da gücün verdiği bir güvenlik duygusuna dayandırırken tutarlı bir ontolojiyi de inşa etmişlerdir. İki düşünürün de konumlandığı aynı rotadaki hattın zorunlu öncülü nominalizmdir. Bu öncül üzerinde evrenselcilik iki düşünür için de boşa düşürülmüş, doğal hak Spinoza’da güce, Hobbes’ta insan doğasına dayandı: rılmıştır. Dolayısıyla iki düşünür için de egemenin politik meşruiyetinin tesisinde onu yetkilendirecek onay mercii toplumsalın, dahası tarihselin dışında apolitik bir otorite değildir. Bu çalışmada Hobbes ve Spinoza’nın felsefe tarihindeki konumları karşılaştırmalı bir okumaya tabi tutulacaktır. İki düşünür de denizaşırı sömürgecilik yarışında iddialı bir rekabetteki iki devletin çalkantılı bir döneminde eserlerini vermiştir. Çalışmanın amacı eşzamanlı iki düşünür Hobbes ve Spinoza’nın felsefelerini sırasıyla politik meşruiyet, doğal hak, sosyal sözleşme, nominalizm başlıkları üzerinden incelemek ve iki düşünürün benzerliklerini ve ayrılıklarını ortaya koyabilmektir. İki düşünür de teolojik tartışmalardan ayıklanmış bir politik teoriyi içeriklendirirken doğal hakkın yükümlülük ve ödev teme: linde inşa edildiği eski düşünce geleneğinden hak ve doğaya yaslanarak bir kopuşu gerçekleştirmişlerdir. Sosyal sözleşme ise Hobbes’un açıkça temellendirdiği bir varsayımken, Spinoza sözleşme kavramına mesafeli yaklaşmıştır. Spinoza’nın sonsuz tözü doğal hakkın da sınırlarını başka bir dayanağa ihtiyaç duymaksızın tesis ederken Hobbes kapitalizmin şafağında ortaya çıkan bireyin özelliklerini teşhis ederek bireyin doğasını kalkış noktası yapmıştır.Yayın A case study of cyanide gold mining: the iliç landslide analysis from the perspective of ecocide and international law(Yozgat Bozok University, 2025) Bozkurt, KutluhanThis study evaluates the incident associated with cyanide gold mining, and the ecological disasters that have occurred and/or may arise as a consequence, analyzed through the lens of international law and in terms of cross-border regulations. This evaluation will consider the inclination of international public opinion to characterize ecocide as an international and universal crime, particularly in recent years. This perspective examines the potential for preventing cyanide gold mining activities through international legal regulations concerning ecocide and ecocide crimes. It analyzes the disaster resulting from the 2024 inicdent at the cyanide gold mining site in İliç, Erzincan/Türkiye. This discussion explores the potential for international liability arising from aggressive, risky, and hazardous mining activities. Cyanide gold mining poses significant risks to the planet and its ecosystems, underscoring the necessity for robust environmental protection regulations. The definition and acceptance of ecocide as a universal crime has emerged as a significant phenomenon in this context.Yayın Güncel yargı kararları ışığında deniz ticareti davalarına bakmakla görevli mahkeme(Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi, 2025) Atamer, Kerim6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanununa 2004 yılında eklenen bir hüküm uyarınca “Denizcilik İhtisas Mahkemesi” (“DİM”) kurulmuştur. DİM’nin görev alanının belirlenmesinde sayısız sorun çıkmıştır. Bu sorunların giderilmesi amacıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeni bir düzenleme yapılmıştır. Ne var ki uygulamada sorunların sürdüğü görülmektedir. Bu bildiride sorunlu alanlara örnekler verilmiş ve Kanunda yer verilen çözüm bir kez daha vurgulanmıştır.Yayın Türkiye’de siyasi iktidar düzenine ve fonksiyonlarına karşı suçlarda hazırlık hareketlerinden doğan ceza sorumluluğunun yeterliliği(Seçkin Yayıncılık, 2024) Yetkin, ErdiDevlet güvenliğine ilişkin suçlarda istisnai düzenlemelerle sıklıkla karşılaşılır. Bu istisnai düzenlemelere örnek olarak suçun teşebbüs aşamasına varılmasının suçun tamamlanmasına eşit olarak kabul edilmesi ya da hazırlık hareketlerin cezalandırılması gösterilebilir. Türk Ceza Kanununun 309 ila 316. maddeleri, siyasi iktidar düzeni ve fonksiyonlarına karşı suçlar biçiminde adlandırılabilir ve bu suç kategorisinde de cezalandırılan hazırlık hareketlerinin varlığı ilk bakışta dikkat çekmektedir. Mukayeseli hukukta da benzer bir manzara ile karşılaşmaktadır. Bununla birlikte Almanya ve Avusturya örneklerinde, siyasi iktidar düzenine ve fonksiyonlarına karşı suçlar bakımından Türk hukukuna göre daha geniş bir hazırlık hareketleri kaynaklı ceza sorumluluğu söz konusudur. Çalışmamızda Almanya ve Avusturya düzenlemelerini karşılaştırma ölçeği olarak kabul edip Türk hukukunda siyasi iktidar düzenine ve fonksiyonlarına karşı suçlarda mevcut hazırlık hareketleri kaynaklı ceza sorumluluğunun yeterli olup olmadığı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Türk hukukunda ilgili suç kategorisinde genel hazırlık sorumluluğuna yer verilmemesinin yerinde olduğu ileri sürülürken karşılaştırmalı hukuktan yararlanılarak oluşturulan olay gruplarının her birinin cezalandırılabilirliğini ayrıca incelenmektedir.Yayın Ceza muhakemesinde delil ikamesi talebi ve bu talebin değerlendirilmesi(Seçkin Yayıncılık, 2024) Korkmaz, MehmetDelil ikame talebi, somut ceza uyuşmazlığı ile ilgili olduğu düşünülen bir delilin, bir muhakeme süjesi tarafından, mahkemeye sunularak, bunun tartışılmasını ve vicdani kanaate etki etmesini istemesidir. Ceza muhakemesinde deliller kural olarak soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısı tarafından toplanmaktadır. Maddi gerçeği araştıran Cumhuriyet savcısı, hangi delilleri toplaması gerektiğine, şüphelinin ifadesi, tanık ve müşteki beyanları başta olmak üzere somut ceza uyuşmazlığının şartlarına göre karar vermektedir. Bu evrede muhakemenin diğer süjeleri her ne kadar toplanmasını istediği delilleri belirtebilirlerse de Cumhuriyet savcısını, bu hususta zorlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bağlamda, talebi yerine getirilmeyen şüpheli, müdafii, müşteki ve vekili, kovuşturma evresinde, bu delilleri elde edebilmişler ise bunların ikame edilmesi talebinde bulunabilir. Bu yönde bir talebin varlığı halinde bunun mahkemece değerlendirilmesi ve hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte buna ilişkin değerlendirmenin ve incelemenin nasıl yapılması gerektiği önemli bir konudur. Zira, ceza muhakemesine hakim olan önemli ilkelerin başında silahların eşitliği, çelişmeli muhakeme ilkesi gelmektedir. Delil ikame talebinin, bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Talebin değerlendirilmesine ilişkin hukukumuzda 5271 s. CMK m. 206 hükmü başta olmak üzere, m. 177 ve m. 178 hükümleri önemli düzenlemeler bulunmaktadır. Ne var ki, bu düzenlemelerin uygulamadaki yeri üzerinde de ayrıca durulması gerekmektedir. Bu çalışmamızda, delil ikamesi talebini ve bu talebin değerlendirilmesini çelişmeli muhakeme, silahların eşitliği ilkeleri başta olmak üzere ceza muhakemesine hakim olan ilkeler ışığında yargı kararları çerçevesinde inceleyeceğiz.Yayın Düşman ceza hukuku ve uygulamaları(Yeditepe Üniversitesi, 2019) Haydar, NuranYirmi birinci yüzyılın risk toplumunda güvenlik yükselen bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak güvenlik konusundaki hassasiyetin kimi zaman insan hak ve özgürlükleri ve ceza muhakemesi alanındaki güvencelerin aleyhine işlediği gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, ünlü Alman ceza hukukçusu Günther Jakobs tarafından ortaya atılan ve geliştirilen düşman ceza hukuku kavramı ele alınmıştır. Düşman ceza hukuku, başta terör olmak üzere toplumsal güvenliği tehdit eden ağır suçları işleyen bireylerin vatandaş ve hatta kişi statüsünde görülmeyip, hukuk dışı birer düşman olma sıfatıyla, kusurluluk yerine tehlikelilik halleri üzerinden değerlendirme yapılarak yargılanmasını ifade eder. İşbu çalışmanın birinci bölümünde düşman ceza hukuku konsepti gelişim süreciyle birlikte ortaya konmuştur. İkinci bölümde ulusal ve uluslararası hukuk sistemlerinde düşman ceza hukuku uygulamalarının nasıl tezahür ettiği gösterilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, düşman ceza hukukuna yönelik eleştiriler gruplandırılarak tespit edilmiştir.Yayın Serî muhakeme usûlüne ilişkin sorunlar(Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, 2019) Aygörmez Uğurlubay, Gülsün Ayhan; Haydar, Nuran; Korkmaz, Mehmet7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ya da medyada bilinen adı ile Yargı Reform Paketi Ekim 2019 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Bununla Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen pek çok yeni kurumun başında serî muhakeme usûlü gelmektedir. Bu çalışma, serî muhakeme usûlünün şartlarını ortaya koyarak, uygulanmalarına ilişkin önerilerde bulunma ve bu yeni usûlün âdil yargılanma hakkına hangi yönlerden aykırılık teşkil ettiğini tespit etme amacıyla oluşturulmuştur. Bu minvâlde CMK’nın 250. maddesinde düzenlenen her bir koşul için ayrı bir başlık açılmış ve bunlar, silâhların eşitliği, çelişmeli muhakeme, meram anlatma, şüpheden sanık yararlanır ilkeleri, masûmiyet karinesi, aleyhe delil göstermeye zorlanma yasağı, susma hakkı ile kanunî hâkim ilkesi, tarafsız ve bağımsız mahkeme önünde yargılanma hakkı bakımından arızalı yönleri âdil yargılanma hakkı çerçevesinde tahlil edilmiştir. Son bölümde, ihlâllerin giderilmesi için gereken değişiklik önerileri sıralanmıştır.Yayın Genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçları (TCK mad. 170, 171)(Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, 2021) Aygörmez, Gülsün AyhanGenel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (TCK m. 170) ile taksirle tehlikeye sokulması (TCK m. 171) suçu, gerek özel kanunlar gerekse çekirdek ceza kanunu bakımından tüm genel tehlike yaratan suçlara temel oluşturan suç türleridir. Genel tehlike yaratan suç kapsamındaki söz konusu suçların doğası da tehlikelere yöneliktir. Bu husus, söz konusu suçların yapısını da esaslı oranda etkilemektedir. Buna karşın bu suçların hukuki değerler üzerinde yarattığı etkiler bakımından doğalarının ne olduğunun tartışılması ve ortaya konulması gerekmektedir. Burada bu suçlarla korunan hukuki değerlerin de nelerden ibaret olduğunun açık bir şekilde tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Tüm bunlara ek olarak bu suçlarda teşebbüs ve içtima hususlarının da ayrıca ele alınması gerekmektedir. Mevcut çalışma, tüm bu hususları öğreti ve yargı içtihatları göz önünde bulundurarak değerlendirmeye almayı hedeflemektedir.Yayın “Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi” yasasının kimi hükümlerinin iptali istemi ile anayasa mahkemesine açılan davaya ilişkin notlar(Birleşik Metal İş Sendikası, 2015) Kutal, Metin07.11.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası otuz yılı aşan bir süre uygulanan 2821 sayılı sendikalar ve 28822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasasını yürürlükten kaldırmıştır. 6356 sayılı Yasa, başta sendika üyeliği güvencesine ilişkin 25.madde olmak üzere doktrinde tartışılırken parlamentoda ana muhalefet partisi bu yasanın birçok hükmünün, Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile, Anayasa Mahkemesine 3.01.2013 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde adı geçen yasanın, yirmi iki başlık altında toplanan birçok hükmünün iptali istenmiştir. Makalede Anayasa mahkemesine açılan dava dilekçesi esas alınarak 6356 sayılı yasanın Anayasa ve Türkiye’nin onaylamış olduğu uluslararası sözleşmelere uygunluğu tartışılmıştır.Yayın İnsan hakları mücadelesi sosyalist bir stratejinin parçası olabilir mi?(Eğitim-Sen, 2023) Hacaloğlu, Muhittin GönençKapitalizmin neoliberal döneminde, özellikle de Soğuk Savaş sonrasında, hakim bir haklar paradigması statüsüne kavuşan insan hakları söyleminin meşruiyet zemini, neoliberalizmin mağduru olan kitlelerce sorgulanır hale geldi. Peki, günümüzde insan hakları söylemi ve mücadelesi neoliberalizme karşı toplumsal hareketlerin özgürleştirici eğilimleri bağlamında sosyalist stratejilerin bir bileşeni olarak yeniden tanımlanabilir mi? Bu çalışma, insan haklarının, kapitalizmin ideolojik hegemonyası altında şekillenmiş ve ona yüklenmiş anlamlarının dışında ve ötesinde ufku kapitalizmle sınırlanmamış bir toplum projesinin parçası olmasının olanakları üzerine bir tartışma yürütmektedir. Bu bağlamda Marx’ın Yahudi Sorunu’nda ele aldığı biçimiyle marksizmin klasik insan haklarına dair temel yaklaşımından Bağımlılık Okulu’nun katkıları başta olmak üzere Marx sonrası marksizm içi tartışmaların eleştirel katkılarına dek geniş bir literatürden yararlanılmıştır. Neoliberalizmin meşruiyet krizi, her zamankinden daha fazla, alternatif bir toplum projesinin ortaya çıkmasının olanaklarını zorlarken, insan haklarının kapitalist hegemonyanın karşısında bir karşı-hegemonya tesisi için olanaklarının ve açmazlarının ortaya konulması elzemdir.Yayın Türk hukuk tarihi çalışmalarının kapsamı konusunda bazı düşünceler(Yeditepe Üniversitesi, 2021) Aybay, RonaMakalenin amacı , Türk Hukuk Tarihi çalışmalarının kapsamı konusunda bazı sorunları gözden geçirmekve bazı öneriler yapmaktır. Tarihin geçmiş dönemlerinde; Türklerin, ülkeleri Asya , Avrupa ve Afrika’nın çeşitli yerlerine yayılan, yüze yakın devlet kurmuş olduklarına inanılmaktadır. Bugün bu devletlerden geri kalanlar; Türkiye Cumhuriyeti,eski Sovyetler Birliği’nin Türkgil Cumhuriyetleri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir. Yazar ,bu kadar çok sayıda devletin hepsinin Türk Hukuk Tarihi dersi kapsamına alınmasının çok zor, giderek olanaksız olduğu kanısındadır ve kapsamın Osmanlı Devleti ve Osmanlı öncesi Anadolu devletleriyle sınırlı tutulması gerektiğini belirtmektedir. Yazarın dikkat çektiği bir konu da şudur: İngiltere, Fransa gibi sömürgeci (koloniyal) devletler, “kolonilerine” kendi hukuklarını “ihraç” etmişler ve o ülkelerin bağımsızlık kazanmasından sonra da, aynı hukuk sistemi, genellikle, varlığını sürdürmüştür. Buna karşılık, bir zamanlar Osmanlı ülkesinin parçası olmuş Batı yönündeki ülkelerin hukuklarında , Osmanlıdan kalan izler olduğunu söylemek olanaksız görünmektedir. Doğu yönünde ise , İsrail dışındaki devletlerde İslâm Hukuku varlığını sürüdürmekte ise de;”Koloniyal” devletlerin eski kolonilerinde bıraktıkları izlerle karşılaştırılabilecek nitelikte ve yoğunlukta Osmanlı hukukunun izi olduğu söylemeye olanak yoktur.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »











