Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 971
  • Yayın
    Histriyonik kişilik örüntüsünde dissosiyatif yaşantılara nesne ilişkileri perspektifinden bir bakış
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demirel, Beyza; Can, Fatma Yeşim
    Bu araştırmanın amacı, histriyonik kişilik örüntüsü, dissosiyatif yaşantılar ve nesne ilişkileri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu değişkenlerin birbirini ne ölçüde yordadığını ortaya koymaktır. Araştırma örneklemi 18 yaş ve üzeri 340 yetişkin (kadın=256, erkek=84) bireyden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Genel Sağlık Anketi, Kısa Histriyonik Kişilik Ölçeği (KHKÖ), Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) ve Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği (BORRTI) kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 ile analiz edilmiş; betimleyici istatistikler, Pearson korelasyon, hiyerarşik/çoklu regresyon ve bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. Bulgular, histriyonik kişilik örüntüsü ile dissosiyatif yaşantılar arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu; nesne ilişkileri boyutlarının (özellikle güvensiz bağlanma) histriyonik örüntüyü anlamlı biçimde yordadığını göstermiştir. Hiyerarşik regresyon, modele dissosiyatif yaşantılar eklendiğinde açıklanan varyansın arttığını ve nesne ilişkileriyle birlikte histriyonik özelliklerin daha iyi açıklandığını ortaya koymuştur. Cinsiyete göre karşılaştırmalarda, erkeklerin KHKÖ toplam puanı ve baştan çıkarıcılık alt boyutu puanları kadınlardan anlamlı biçimde daha yüksektir; buna karşılık DES puanları cinsiyete göre farklılaşmamıştır. Diğer alt boyutlarda anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuçlar, erken dönem ilişkisel deneyimlerin (nesne ilişkileri) ve dissosiyatif süreçlerin, histriyonik kişilik örüntüsünün anlaşılmasında birlikte ele alınması gerektiğine işaret etmektedir. Çalışma, bu üç yapıyı aynı örneklemde eşzamanlı olarak incelemesi bakımından alan yazına özgün bir katkı sunmaktadır; bulguların, klinik değerlendirme ve müdahale planlamasında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Elektrik piyasasındaki uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözülmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Mutlu, Kutay; Duran, Osman
    Türkiye'de elektrik piyasasi yeni yatirimlar ve düzenlemeler ile önemi her geçen gün artmaktadir. Elektrik piyasasi, enerji kaynaklarinin etkin bir sekilde kullanilmasini, ekonomik büyümeyi desteklemeyi ve çevresel sürdürülebilirligi saglamaya yönelik etkin bir araçtir. Elektrige olan ihtiyacin her geçen gün artmasiyla birlikte yasanilan sorunlarin hizli ve etkin bir sekilde çözülmesi gerekmektedir. Türkiye'de giderek önemi artan, yarginin yükünü hafifleten ve adalete erisimi hizlandiran alternatif çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculugun elektrik piyasasinda yasanilan uyusmazliklarindaki rolü ele alinarak elverisli olan durumlar ve elverisli olmayan durumlar üzerinde degerlendirilme yapilacak olup, yasanilan uyusmazhiklardaki etkisi, faydasi, yasal mevzuat, doktrindeki görüsler ve yargisal kararlar cerçevesinde ele alinacaktir. Bu çalismada elektrik piyasasindan kaynaklanan, günümüzde yasanilan ve gelecekte yasanabilecek sorunlar ortaya konup, arabuluculuk yöntemi ile nasil hizh ve sonuç odakli çözüme kavusmasi gerektigine iliskin yollar tartisilacaktir. Elektrik piyasasi güncel ve sürekli gelisen bir piyasa olup, usul ve yasalarin da sürekli gelismesini mecbur kilmaktadir. Yazilacak tez ile elektrik piyasasindan kaynaklanan uyusmazliklarda arabuluculuk yöntemine elverisli ve elverisli olmayan uyusmazlik türleri tespit edilecektir.
  • Yayın
    Orman yangınlarındaki davranış şekillerinin incelenmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Süzgeç, Ramazan; Öncel, Hasan Uğur
    Orman yangınları, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de doğal ve insani çevre üzerinde ciddi etkiler yaratan felaketler arasında yer almaktadır. Özellikle son yıllarda artan iklim değişikliği, insan faaliyetleri ve çevresel faktörler, orman yangınlarının sıklığını ve şiddetini artırmıştır. Marmaris ve çevresi, Türkiye'nin en önemli orman alanlarından biri olarak, bu felaketlerden büyük ölçüde etkilenmektedir. Orman yangınlarının yol açtığı sosyal, ekonomik ve çevresel kayıpların azaltılabilmesi için yalnızca teknik ve fiziksel müdahaleler yeterli olmamakta, aynı zamanda yangın sırasında ve sonrasında insanların nasıl davrandığının anlaşılması da büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, Marmaris örneği üzerinden orman yangınlarında insan davranışlarının detaylı bir analizi yapılacaktır. Yangın öncesi, yangın sırası ve sonrasında sergilenen davranış kalıplarının incelenmesi, bu davranışları etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin yangınla mücadele süreçlerine olan etkilerinin ortaya konması çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. İnsan davranışlarının analiz edilmesi, orman yangınlarının önlenmesi, etkilerinin azaltılması ve mücadele stratejilerinin geliştirilmesi açısından kritik bir rol oynamaktadır. Tez çalışmamda orman yangınlarına genel bir bakış sunulacak ve bu yangınların sosyal, ekonomik ve çevresel etkileri ele alınacaktır. Marmaris ve çevresindeki son orman yangınlarına dair veriler analiz edilerek, bölgesel düzeyde yangınların dinamikleri irdelenecektir. Orman yangınları sırasında insan davranışlarını etkileyen faktörler ve bu faktörlerin yangınla mücadele stratejilerine etkisi tartışılacaktır. Yangın öncesi, sırası ve sonrasında sergilenen insan davranışlarının etkinliği değerlendirilecektir. Son olarak elde edilen bulgular özetlenecek ve Marmaris örneği üzerinden orman yangınlarıyla ilgili insan davranışlarının daha iyi anlaşılması için öneriler sunulacaktır. Bu çalışmanın, orman yangınlarının yönetimi ve korunma stratejilerinin geliştirilmesine yönelik bilimsel ve pratik katkılar sağlaması beklenmektedir.
  • Yayın
    The impact of the industrial revolution on European colonialism in Africa: from the late eighteenth century to the outbreak of wwi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kimençe, Melike; Sezer, Selim
    This thesis examines the impact of the Industrial Revolution on European colonialism in Africa from the late eighteenth century to the outbreak of the First World War. It explores how industrialization, technological advancements, and ideological discourses collectively reshaped colonial practices and intensified Europe's exploitation of the African continent. The study argues that the Industrial Revolution not only provided Europe with the economic and technological means to dominate Africa but also produced new justifications for colonial expansion through ideas such as the "civilizing mission." Employing a comparative qualitative approach, the research analyzes the economic, political, and social dimensions of colonialism and their long-term consequences for African societies. The findings reveal that colonialism, supported by industrial capitalism, led to the systematic extraction of Africa's natural resources, political fragmentation, and the erosion of indigenous cultural systems. However, the thesis also emphasizes Africa's agency—its resistance movements, regional cooperation, and cultural resilience—as crucial components of its historical experience. By highlighting the interconnection between ideology, technology, and colonialism, this study contributes to a more multidimensional understanding of Africa's colonial past and its enduring legacy.
  • Yayın
    Bağlanma stilleri ve somatizasyon arasındaki ilişkide sosyal ve duygusal yalnızlığın aracı rolü
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çelik, Başak; Can, Fatma Yeşim
    Bu araştırmada, bağlanma stilleri ile somatizasyon arasındaki ilişkide sosyal ve duygusal yalnızlığın aracı rolü incelenmiştir. Bağlanma stillerinin, bireylerin duygusal düzenleme biçimlerini ve stresle başa çıkma stratejilerini şekillendirmesi, bu süreçte yalnızlık deneyimleri ve bedensel belirtiler ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Somatizasyon, psikolojik kökenli stres ve çatışmaların bedensel belirtiler aracılığıyla ifade edilmesi olarak tanımlanmakta; sosyal ve duygusal yalnızlık ise bireyin sosyal ilişkilerinde destek yoksunluğu ve duygusal bağ kurmada eksiklik yaşamasıyla karakterize edilmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde bağlanma stilleri ile somatizasyon düzeyleri arasındaki ilişkide sosyal ve duygusal yalnızlığın aracı rolünü belirlemek, ayrıca bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırma, Türkiye'de yaşayan 18–65 yaş aralığında 411 katılımcı (320 kadın, 91 erkek) ile yürütülmüştür. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Yetişkinler İçin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği ve Somatizasyon Ölçeği uygulanmıştır. Veriler çevrimiçi anket yoluyla toplanmış, analizlerde Pearson korelasyon, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal–Wallis testi ve PROCESS Macro (Model 4) ile aracılık analizleri kullanılmıştır. Bulgular, kaçınmacı ve kaygılı bağlanma stillerinin somatizasyon düzeyi ile pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğunu; sosyal ve duygusal yalnızlığın bu ilişkide kısmi aracı rol üstlendiğini göstermiştir. Sosyal ve duygusal yalnızlık düzeyleri arttıkça somatizasyon düzeyinin de yükseldiği saptanmıştır. Demografik değişkenler açısından ise cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik ve psikiyatrik hastalık varlığı gibi faktörlere göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
  • Yayın
    Robotik tel ark eklemeli imalat yöntemi ve yüksek sıcaklık malzemesi (Inconel 625) ile türbin kanat üretimi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Söğütlü, Sabri Mert; Koçak, Mustafa; Çoban, Ozan
    Bu tez çalışmasında, yüksek sıcaklık uygulamalarına yönelik olarak nikel bazlı bir süperalaşım olan Inconel 625 malzemesi kullanılarak robotik Tel Ark Eklemeli İmalat (Wire Arc Additive Manufacturing – WAAM) yöntemiyle özel tasarlanmış bir buhar türbini kanadı prototipi üretilmiştir. WAAM, özellikle metal tabanlı bileşenlerin üretiminde malzeme verimliliği, üretim süresi ve tasarım özgürlüğü açısından geleneksel imalat yöntemlerine kıyasla önemli avantajlar sunmaktadır. Bu bağlamda, enerji sektöründe yüksek sıcaklığa ve korozif ortamlara dayanıklı türbin parçalarının üretimi için bu yöntemin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Tasarım sürecinde, literatürde aerodinamik performansı ile yaygın şekilde kullanılan NACA 2412 profili temel alınarak özel bir türbin kanadı geometrisi oluşturulmuştur. CAD yazılımı ile dijital modelleme tamamlanmış ve üretim dosyaları STL formatında hazırlanmıştır. Üretim aşamasında OTC FD-B6L altı eksenli kaynak robotu ve Daihen Welbee P500L güç kaynağı kullanılmıştır. Synchro Feed sistemi sayesinde kaynak akımı ve tel sürme hızı senkronize edilmiş, düşük sıçramalı (low spatter) kaynak karakteristiği elde edilmiştir. Üretim parametreleri AS (arc start) ve AE (arc end) segmentlerine göre ayrı ayrı tanımlanmış ve kaynak havuzu kontrolü sağlanmıştır. Katmanlar arasında uygulanan bekleme süresiyle sıcaklık dengesi korunmuş, iç gerilmeler minimize edilmiştir. Her ne kadar üretim sonrası yüzey pürüzlülüğü ölçümü, mikroyapı analizi ve mekanik testler yapılamamış olsa da elde edilen nihai parçanın tasarım formuna yüksek oranda uyum sağladığı gözlemlenmiştir. Katmanlar arası tutarlılık ve genel geometrik bütünlük başarılı bulunmuştur. Süreç boyunca malzeme kaybı minimum seviyede tutulmuş, üretim süresi ise geleneksel yöntemlere göre önemli ölçüde kısalmıştır. Bu çalışma, Oak Ridge National Laboratory (ORNL) tarafından endüstriyel düzeyde gerçekleştirilen WAAM türbin kanadı üretimine benzer bir sürecin laboratuvar ölçeğinde uygulanabilirliğini araştırmaktadır. Elde edilen sonuçlar, WAAM yönteminin yüksek sıcaklık ve zorlu ortam koşullarına maruz kalan bileşenlerin üretimi için umut verici bir teknoloji olduğunu göstermektedir.
  • Yayın
    Liman sahasında iş kazası tripod beta kök neden analizinin incelenmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Köklü Bayram, Melike; Ghasemlounia, Redvan
    Bu çalışma, liman sahasında meydana gelen bir iş kazasının Tripod beta kök neden analizi yöntemiyle değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Tripod beta yöntemi, olayların sadece yüzeyde görülen nedenlerini değil, aynı zamanda bu nedenlerin ardındaki gizli koşulları ve sistemsel eksiklikleri ortaya koyarak kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Tez kapsamında analiz edilen iş kazasında, bir çalışanın sac levha taşıma süreci sırasında ayağının yaralanması olayı ele alınmıştır. Olayın analizinde aktif nedenler, gizli koşullar ve bariyer eksiklikleri detaylı şekilde incelenmiş; elde edilen veriler ışığında yönetsel ve sistemsel zafiyetler belirlenmiştir. Türkiye'de literatürde Tripod beta uygulamasına dair sınırlı sayıda kaynak bulunması nedeniyle, bu tez ilgili alanda önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Tripod beta kök neden analizi bir üç ayak diagramıdır ve olayı; neden ve nesne başlıkları ile incelemeye başlamaktadır. İsviçre peyniri modelinin son derece gelişitirilmiş metodu olan bu kök neden analizi, olaya giden dallar yani bariyerler vasıtasıyla nesneyi koruması gereken ve nedeni ortadan kaldırması gereken etmenleri bularak araştırmayı sürdürür. Ardından ortaya konan bariyerlerin aktif nedenleri, aktif nedenlerin önkoşullarını ve bu ön koşulların latent sebeplerini bulmayı hedeflemektedir. Nesneden olaya dallandırılan, nesneyi koruması gereken bariyerleri ve nedenden olaya dallanan, nedeni ortadan kaldırması gereken bariyerleri herhangi bir firmanın kaza analizinde ortaya konduğunu görebilmekteyiz, ancak bu bariyerlerin aktif nedenlerinin, ön koşullarının ve gizli koşullarının neye dayandığını, kişileri veya yönetimi bu hata veya eksikliklere götüren sistemsel yetersizliklerin neler olduğunu vaka analizindeki örnek ile Trippod beta açıklamaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, iş sağlığı ve güvenliği alanında daha derinlemesine araştırmalar yapılmasının, önleyici yaklaşımların geliştirilmesinin, yönetimsel destek ve taahhütün artırılmasının, çalışanlar arasında iletişim ve koordinasyonun güçlendirilmesinin, prim ve persormans sistemlerinin gözden geçirilmesinin, kurumsal hafıza ve denetim sistemlerinin geliştirilmesinin, eğitim birimlerinin güçlendirilmesinin, risk analizi güncellemelerinin zamanında yapılmasının, kaza soruşturma süreçlerinin standartlaştırılmasının, ekipmanların periyodik bakım ve uygunluk takiplerinin yapılmasının, kazaların önlenmesi ve kalite yönetiminin sürekli iyileştirilmesi için önem arz ettiği görülmektedir.
  • Yayın
    Kamunun afetlere karşı mücadele kapasitesi ve kurtarma ekiplerinin eğitim ve deneyiminin önemi: deprem arama-kurtarma örneği
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Altınkesen, Özkan; Sezer, Selim
    Bu çalışma, afet yönetimi bağlamında kamunun mücadele kapasitesi ile arama-kurtarma ekiplerinin eğitim ve deneyim düzeylerinin önemini değerlendirmektedir. Çalışmada kamunun afetlerdeki pozisyonuna bakılarak, afetin tanımı yapılıp, afetlerle mücadelede kamu faktörünün etkisi incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde afetlerde görev alan arama-kurtarma ekiplerinin yapısına değinilerek son bölümde kamunun afetlerle mücadele kapasitesi ve kurtarma ekiplerinin eğitim ve deneyimin önemi incelenmiştir. Türkiye gibi deprem riski yüksek bir coğrafyada yer alan ülkelerde, afetlerle mücadele yalnızca operasyonel değil, stratejik ve yönetsel bir süreç olarak ele alınmalıdır. Tezde, afetlerin türleri ve insan yaşamı üzerindeki etkileri ele alınmış; afetlerin yalnızca doğal değil, aynı zamanda insan eliyle şekillenen sosyal olaylar olduğu vurgulanmıştır. Afet yönetiminde insan faktörünün belirleyici olduğu bu çalışmada, kamu yönetiminin sadece müdahale değil, risk azaltma, hazırlık ve eğitim süreçlerinde de aktif olması gerektiği ifade edilmiştir. Deprem arama-kurtarma faaliyetleri, kamu kapasitesinin en somut şekilde ortaya çıktığı alanlardan biridir. Bu noktada ekiplerin eğitimi, tecrübesi, psikolojik dayanıklılığı ve kriz anındaki karar alma becerileri doğrudan can kayıplarını etkileyebilmektedir. Bu doğrultuda sürekli eğitimler, tatbikatlar ve uluslararası standartlara uygun nitelikler kamu yönetimi için bir zorunluluk olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmada grafik ve istatistiksel analizlerle elde edilen veriler doğrultusunda, çok aktörlü ve bütüncül bir afet yönetimi anlayışının gerekliliği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, etkili bir afet yönetimi için fiziksel kapasite kadar kurumsal hazırlık, yönetsel vizyon ve toplumsal farkındalık da büyük önem taşımaktadır.
  • Yayın
    Elektrik üretim sistemlerinde senkronizasyon ve sistem verimliliğinin iyileştirilmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Keskin, Mustafa; Erfan Kuyumcu, Feriha
    Son yıllarda dünyamızdaki çok yönlü teknolojik gelişmelerin ivmesinin artışı ile birlikte, elektrik enerjisine olan ihtiyacın da arttığı gözlenmektedir. Bu ihtiyacın giderilmesine yönelik çalışmalar son hızla sürmektedir. Sanayi tesislerinin ve hızlı nüfus artışı ile birlikte kentleşmenin de hızla artması elektrik enerjisine olan ihtiyacı da artırdığı aşikardır. Elektrik enerjisinin üretilmesi için çok yönlü çalışmalar yapılmakla birlikte üretilen elektrik enerjisinin kalitesinin ve sürekliliğinin de karşılanması gerekmektedir. Ürünlerin kesintisiz olarak tesislerde üretilebilmesi için elektrik enerji üretim ve dağıtım sistemlerinin de koruma ve kontrol ekipmanları ile donatılma zarureti doğmuştur. Elektrik enerjisi üretim ve dağıtım şebekesinden talep edilen gücü, kesintisiz şekilde tüketicilere sağlaması kritik bir durum olarak dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Elektrik üretim tesisleri (Santraller) genel olarak şebeke üzerinden birbirleriyle paralel çalışmaktadır. Şebekenin talep ettiği gücü karşılamak üzere büyük güçlü santraller devrede iken puant gücü karşılamak üzere kurulan daha düşük güç kapasiteli santraller de sistem içinde bulunmaktadır. Bununla birlikte bazı sanayi kuruluşları kendi ihtiyacı olan elektrik enerjisini kendisi üretmekte ve üretmiş olduğu fazla elektrik enerjisini şebeke üzerinden sisteme satmaktadır. Elektrik üretim tesislerinde üretilen enerji genel olarak birden fazla Generatörün ana baraya veya transfer baraya paralel bağlanması suretiyle iletilmektedir. Generatörlerin paralel olarak bağlanması kapasite problemini ortadan kaldırmakta ve sistemde oluşması muhtemel hata oranını önemli ölçüde tolera etmektedir. Sürekliliğin sağlanması ve talep edilen daha fazla gücün tüketim bölgesine transfer edilmesi, sistemin işletme kolaylığı bakımından da ayrıca tüketicilere avantaj sağlamaktadır. Alternatif akım (AC) kaynağı olarak her bir Senkron Generatörün baraya paralel olarak bağlanmadan önce statorundan üretilen elektriğin karakteristik değerleri (faz yönü, genlik ve frekansı) birbirlerinden doğal olarak farklıdır. En az 2 Generatörün paralel olarak bağlanabilmesi, yani senkron olabilmesi için bu değerlerin eşit ya da çok yakın değerlere sahip olması istenir. Aksi durumda devre üzerindeki ekipmanların zarar görmesi kaçınılmaz bir durum oluşturur. Generatörlerin birbirleri ile ya da şebekeyle senkron olabilmesi için bazı yöntemler mevcuttur. Bu yöntemlerden en eski ve basit olanı senkron lambalarıdır. Bu yöntemdeki mantık senkronlama yapılacak iki sistem arasındaki faz değerleri arasındaki fark çok fazla ise lambalar parlak yanar. Değerler birbirlerine yaklaştıkça parlaklığı azalır ve değerlerin çok yakın veya eşit olması durumunda tamamen söner. Her faza ait üç lamba da birlikte parlaklaşır ve birlikte sönerse faz sıraları ve frekansları aynı ve genlikleri de eşit demektir. Diğer bir yöntem ise, kaynaklardan gelen işaretleri gösteren çift voltmetre, çift frekansmetre ve senkron operasyonunu yapan senkronoskoptur. Her iki sistemin senkron olup olmadığının belirlenmesi ve kontrolünün sağlanması sayısal kontrol ve koruma röleleri (Syncron-check relay) vasıtasıyla gerçekleştirilir. Bu çalışmada ölü baranın (dead-bus) enerjilendirmesi, canlı bara üzerinden iki ve daha fazla Generatörün otomatik senkron rölesi ile senkronlama işleminin aşamaları anlatılacaktır. Ayrıca bu çalışmanın son bölümünde ise Elektrik Üretim tesislerinde verimliliğin artırılması konusunda bilgiler sunulacaktır. Bu başlığın altında, son yılların önemli araştırma konularından biri olan superiletkenlik konusu da işlenecektir.
  • Yayın
    Opioid kullanım bozukluğu tanılı erkek hastalarda davranışsal inhibisyon/davranışsal aktivasyon sistemleri ve bağımlılık şiddetinin ilişkisi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Tosun, Ezgihan; Karşıdağ, Çağatay
    Dünya genelinde önemli toplum sorunu haline gelen opioid kullanım bozukluğu çeşitli sorunlar doğurmaktadır. Ortaya çıkardığı sosyal, fiziksel ve ruhsal sorunlar giderek artmakta, kişinin kendisini, ailesini ve toplum düzenini etkileyen bir sorundur. Bu çalışmada opiyat kullanım bozukluğu tanısıyla yatarak tedavi gören erkek hastaların davranışsal inhibisyon sistemi / davranışsal aktivasyon sistemi ile bağımlılık şiddetinin arasında olan ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmamız İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi (AMATEM ) Kliniği'nde yatarak tedavi gören, Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders 5 (DSM-5)'e göre opiyat Kullanım Bozukluğu tanısı konan, arındırma tedavisi tamamlanmış ve yoksunluk bulguları tamamen yatışmış 130 erkek hasta ve 130 sağlıklı erkek kontrol grubu ile yapılmaktadır. Çalışmaya dahil edilenler kişilere sosyodemografik veri formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) özbildirim formu. Davranışsal İnhibisyon Sistemi / Davranışsal Aktivasyon Sistem ölçeği(DIS /DAS ) uygulanmıştır. OpKB tanılı hastalar ve sağlık kontrol grubu arasında DAS dürtüsellik, ödüle duyarlılık alt ölçek skorları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. OpKB tanılı hastaların eğlence arayışı alt ölçek skoru ile kontrol grubu eğlence arayışı ölçek skoru arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. OpKB tanılı hastaların DIS anksiyete alt ölçek skoru ile kontrol grubu alt ölçek skoru arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. OpKB tanılı bireylerin DKDS Korku puan ortalaması ile sağlıklı bireylerin puan ortalaması arasında anlamlı fark olduğu bulunmaktadır. DAS Eğlence Arayışı ile BAPİ toplam skoru arasında pozitif korelasyon bulunmaktadır. DAS ödüle duyarlılık ile BAPİ toplam skoru arasında negatif korelasyon bulunmaktadır. DAS dürtüsellik ile BAPİ toplam skoru arasında negatif korelasyon bulunmaktadır. DIS Anksiyete ile BAPİ toplam skoru arasında pozitif korelasyon bulunmaktadır. DKDS korku alt ölçek skoru ile BAPİ toplam skoru arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular ile literatür bulguları karşılaştırılarak tartışılmış ve elde edilen sonuçlar ışığında önerilere yer verilmektedir.
  • Yayın
    Spor alanında hizmet verenlerde genetik faktörlerin, performanslarına etkisinin incelenmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Oğul, Okan; Öncel, Hasan Uğur
    Spor eğitmenliği, antrenörlük ve spor hocalığı bir iş dalıdır. Yapılan işin türünde direkt insan sağlığı söz konusu olmaktadır. Yarışma yapan sporcularda, başarı tek hedef olduğundan kas yapılarının geliştirilmesi, yarışma performanslarının en üst düzeye çıkarılması için çeşitli çalışma programları uygulanmaktadır. Kişilerin doğal yatkınlıkları dışında, başarılı olma güdüsü onları çoğu zaman sağlık sorunları ile başbaşa bırakabilmektedir. Oysa bireysel genetik yapısı belirli olan sporcuları, başarılı olma ihtimalleri yüksek spor dallarında yarıştırmak için eğitmek, onların sağlıklarının korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu noktada İş sağlığı ve güvenliği kriterleri ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada spor işi yapanların sağlıklarının korunmasının genetik yapılarının ortaya çıkarılması ile nasıl denetlenebileceğinin gerçekliliğini vurgulamak ve bu konuya dikkat çekmek istiyoruz. Çalışmada, özellikle dayanıklılık kapasitesi, enerji metabolizması, toparlanma süreci ve sakatlık riski üzerinde etkili olduğu bilinen genetik varyasyonlar değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, elit düzeyde dayanıklılık sporcuları oluşturmuştur. Katılımcılardan alınan tükürük örnekleri yurt dışında akredite genetik laboratuvarlarda ileri düzey yeni nesil dizileme (NGS) teknolojisi kullanılarak analiz edilmiştir. İncelenen başlıca genler arasında ACTN3, ACE, PPARGC1A, VEGF, NOS3, HIF1A, AMPD1, CKM, UCP2/UCP3 ve MSTN yer almaktadır. Bulgular, sporcuların genetik profillerinin bireysel olarak farklılaştığını göstermiştir. ACTN3 geninde XX genotipine sahip bireylerde yavaş kas lifi oranı yüksek bulunmuş, ACE geninin I/I genotipi ve PPARGC1A'nın G aleli ise kardiyovasküler kapasite ve mitokondriyal fonksiyonlarla olumlu ilişkilendirilmiştir. Oksijen taşınımı ve hipoksiye adaptasyonda VEGF, NOS3 ve HIF1A varyantlarının rol oynadığı belirlenmiştir. AMPD1 ve UCP2/UCP3 gen varyantları enerji üretimi üzerinde etkili bulunurken, CKM ve IL6 genleri toparlanma sürecini desteklemiştir. Sonuç olarak, genetik profillerin bilinmesi, sporcularda performans artırıcı bireyselleştirilmiş antrenman ve beslenme stratejilerinin geliştirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu çalışma, spor genetiğinin uygulamalı alanda kullanılabilirliğini desteklemekte ve kişiselleştirilmiş performans yönetimi için bilimsel bir temel sunmaktadır.
  • Yayın
    Romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyonları ile ikili ilişkide çatışma çözme tepkileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çiçek, Özge; Can, Fatma Yeşim
    Bu araştırmanın amacı, romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyonları ile ikili ilişkide çatışma çözme tepkileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 18 yaşından büyük ve ilişkisi olan gönüllü katılımcılardan oluşturulmuştur. Araştırmanın verileri "Demografik Bilgi" formu, "Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyon Belirti Ölçeği", "Partner Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyon Belirti Ölçeği", "İkili İlişkide Çatışma Çözme Tepkileri Ölçeği" ve "Duygu Düzenleme Güçlüğü -8 (Kısa Form) Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya 446 kadın, 70 erkek olmak üzere ilişkisi olan 516 kişi katılmıştır. Toplanan verilerin analizi için SPSS 25.0 paket programı kullanılmış ve normallik testinden sonra Spearman Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi, Mann- Whitney U ve Kruskal Walls H Testleri yapılmıştır. Ayrıca aracılık modellemesi için AMOS 23 programı kullanılarak Yapısal Eşitlik Modellemesi uygulanmıştır. Verilerin daha ayrıntılı analizi için Jeremy Dawson Simple Slopes değrleri de incelenmiştir. Araştırma sonucunda Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları, İkili İlişkide Çatışma Çözme Tepkileri ve Duygu Düzenleme Güçlüğünün arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte yapısal eşitlik modellemesi, duygu düzenleme güçlüğünün bu ilişkide sınırlı bir aracı rol üstlendiğini göstermiştir. Bulgular genel olarak romantik ilişkilerde obsesyonel eğilimlerin, duygu düzenleme becerileri ve çatışma çözme biçimleriyle yakından ilişkili olduğunu; bu dinamiklerin cinsiyete göre farklı örüntüler sergilediğini ortaya koymaktadır.
  • Yayın
    Görsel iletişim tasarımı ve farkındalık ilişkisinin sosyal medya reklamları üzerinden algısal boyutta incelenmesi ve bir proje önerisi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çakır, Gamzenur; Birol, Emel
    Çalışma, görsel iletişim tasarımının sosyal medya reklamları aracılığıyla bireyler üzerindeki farkındalık oluşturma süreçlerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle, görsel iletişim tasarımının temel unsurlarının (renk, kompozisyon, tipografi, simge kullanımı ve genel estetik tasarım) hedef kitle üzerinde algısal ve duygusal tepkiler uyandırmadaki rolü araştırılmıştır. Çalışma kapsamında, sosyal medya reklamlarının hem bireysel farkındalık oluşturma hem de sosyal, çevresel veya toplumsal meselelerde bilinçlendirme bağlamındaki katkıları değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, görsel iletişim tasarımına dair teorik bir çerçeve oluşturmak amacıyla mevcut literatür kapsamlı bir şekilde taranmıştır. Bu süreçte, görsel tasarım unsurlarının psikolojik algılama, kitle iletişim teorileri ve sosyal medya davranışları üzerindeki etkilerini ele alan çalışmalardan faydalanılmıştır. İkinci aşamada, seçilen sosyal medya platformlarında (Instagram, Facebook, X ve Linkedin) yayımlanan çeşitli farkındalık kampanyaları incelenmiş, bu kampanyalarda kullanılan tasarım unsurları detaylı bir içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın veri toplama sürecinde, Marmara bölgesindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim görmekte olan ön lisans ve lisans düzeyindeki öğrenciler, akademisyenler ile üniversitelerin sektör temsilcilerine yönelik bir anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, katılımcılardan görsel iletişim tasarımına dayalı farkındalık kampanyaları hakkında algı ve tutumlarına ilişkin veriler toplanmıştır. Çalışmada, görsel unsurların farklı demografik gruplarda uyandırdığı algısal tepkilerin yanı sıra mesajın etkili bir şekilde iletilmesini sağlayan tasarım stratejileri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, görsel iletişim tasarımının farkındalık kampanyalarının başarısını doğrudan etkileyen bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, renk ve tipografi gibi görsel unsurların dikkat çekme ve mesajın akılda kalıcılığını artırmadaki etkisini, simge ve görsellerin ise duygusal bağ kurma süreçlerindeki önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, sosyal medya reklamlarında kullanılan görsel iletişim tasarımının, kullanıcıların hem bilinçli kararlar almasını sağlama hem de duygusal tepkiler uyandırma potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, görsel iletişim tasarımının sosyal medya reklamları bağlamındaki stratejik önemini ortaya koyarak, bu alanda hem akademik hem de pratik uygulamalar için bir rehber niteliği taşımaktadır. Elde edilen bulgular, farkındalık oluşturmayı hedefleyen kampanyalar için etkili görsel stratejilerin geliştirilmesine yönelik öneriler sunmakta ve görsel iletişim tasarımının gelecekteki uygulamaları hakkında yeni içgörüler sağlamaktadır.
  • Yayın
    Sanal kumar bağımlılığı ve narsisizm arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracılık etkisi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Doğanay, Yahya Ahmet; Can, Fatma Yeşim
    Bu araştırmanın amacı, sanal kumar bağımlılığı ile narsisizm arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide bireylerin bağlanma stillerinin aracılık rolünü belirlemektir. Davranışsal bağımlılık türlerinden biri olan sanal kumar bağımlılığı, teknolojik gelişmelerle birlikte yaygınlaşmış ve bireylerin psikososyal işlevselliğini tehdit eden önemli bir halk sağlığı problemi hâline gelmiştir. Literatürde sanal kumar oynama davranışının yalnızca dürtüsellik ve ödül beklentisiyle değil, aynı zamanda kişilik örüntüleri ve ilişkisel dinamiklerle de bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Özellikle narsistik eğilimler, bireylerin dışsal doyum kaynaklarına yönelmesini kolaylaştırırken; bağlanma stilleri, bu yönelimin biçim ve şiddetini etkileyen temel etkenlerden biri olarak görülmektedir. Araştırma, İstanbul'da yaşayan 18 yaş ve üzeri 227 bireyden oluşan bir örneklem grubuna çevrim içi olarak uygulanmış ve kesitsel tarama modeli temelinde yürütülmüştür. Katılımcılara İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeği (OGAS), Narsistik Kişilik Envanteri (NPI-16) ve Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği uygulanmış; elde edilen veriler SPSS ve PROCESS Macro eklentisi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, narsisizm ile sanal kumar bağımlılığı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu (r = 0.316, p < .001), ayrıca sanal kumar bağımlılığının kaygılı-kararsız bağlanma (r = 0.211, p < .01) ve kaçıngan bağlanma (r = 0.289, p < .001) stilleriyle pozitif, güvenli bağlanma stiliyle ise negatif yönde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (r = -0.198, p < .01). Yapılan aracılık analizine göre yalnızca kaçıngan bağlanma stilinin narsisizm ile sanal kumar bağımlılığı arasındaki ilişkide anlamlı bir aracı rol üstlendiği bulunmuştur (indirect effect = 0.093; 95% CI [0.038, 0.178]). Araştırma bulguları, bireyin bağımlılık davranışlarının sadece anlık dürtüler ya da çevresel etkenlerle değil, derinleşmiş kişilik yapıları ve ilişkisel deneyimlerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda, sanal kumar bağımlılığına yönelik koruyucu ve iyileştirici psikolojik müdahalelerde narsistik özellikler ve bağlanma örüntülerinin dikkate alınması gerektiği önerilmektedir.
  • Yayın
    İnovasyon yönetiminin iş tatmini ve çalışan bağlılığına etkisinde, insan kaynakları uygulamalarının aracılık rolü
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Selçuk, Emin Ergun; İnceöz, Serap
    Bu çalışma, organizasyonların sürdürülebilir başarı ve rekabet avantajı elde etmesinde önemli rol oynayan inovasyon yönetimi ve insan kaynakları uygulamalarının, çalışan bağlılığı ve iş tatmini üzerindeki etkilerini farklı izlkeklerden incelemektedir. Kalite, müşteri memnuniyeti, maliyet etkinliği, inovasyon, çalışan bağlılığı, kârlılık, etkililik, verimlilik ve çalışma yaşamının kalitesi gibi unsurlar, günümüz örgütlerinin stratejik öncelikleri arasında yer almaktadır. Çalışmanın temel amacı; inovasyon yönetimi uygulamalarının iş tatmini ve ile çalışan bağlılığı üzerindeki etkisinde insan kaynakları uygulamalarının aracı rolü incelemektir. Bu araştırma Tokat ilinde farklı sektörlerde beyaz yakalı çalışanlara yönelik gerçekleştirilmiştir. Araştırmada anket yöntemi ile veriler toplanmış ve ilişkisel tarama modeli benimsenmiştir. Veriler, SPSS 22.0 ve AMOS 24 yazılımları kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, inovasyon yönetiminin çalışan bağlılığı ve iş tatmini üzerindeki etkilerinin, insan kaynakları uygulamaları tarafından anlamlı bir biçimde aracılık ettiğini göstermektedir. Ayrıca, İK uygulamaları, çalışan bağlılığı ve iş tatmini üzerinde pozitif etkiler göstermektedir. İnovasyon yönetiminin doğrudan çalışan bağlılığı ve iş tatmini üzerinde etkili olduğu, İK uygulamaları aracılığıyla bu etkilerin kısmen güçlendiği görülmüştür. Demografik analizler, cinsiyet ve medeni durumun değişkenler üzerinde anlamlı etkisi olmadığını; ancak eğitim düzeyinin inovasyon yönetimi, İK uygulamaları, bağlılık ve iş tatmini üzerinde belirleyici bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Sektörel farklılıklarda özel sektörde İK uygulamaları ve çalışan bağlılığı düzeyleri kamu sektörüne göre daha yüksek bulunmuştur. Çalışma statüsüne göre ise, yöneticilerin bağlılık düzeylerinin çalışanlardan yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Genel olarak, bulgular inovasyon yönetimi ve İK uygulamalarının entegrasyonunun çalışan bağlılığı ve iş tatminini artırmada stratejik bir rol oynadığını göstermektedir.
  • Yayın
    Derin öğrenme kullanarak akıllı cihaz görüntülerinin kalite değerlendirmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Eker, Mehmet Emin; Bozkurt, Erdoğan
    Derin öğrenme, yapay zekânın bir alt dalı olarak son yıllarda sağlık, otomotiv ve görüntü işleme gibi pek çok alanda yaygın şekilde kullanılmakta ve özellikle görsel verilerin analizinde nesne tanıma, sınıflandırma ve kalite değerlendirme gibi görevlerde yüksek başarı göstermektedir. Bu çalışmada, bir teknoloji şirketinin satış sonrası teknik servisinde onarım öncesi ve sonrası müşteri iddialarını doğrulamak amacıyla çekilen fotoğraflarda kullanıcı kaynaklı özen eksikliği nedeniyle ortaya çıkan kalite sorunlarına odaklanılmıştır. Kalitesiz görüntülerin sistemde yer alması hem doğrulama sürecini zorlaştırmakta hem de depolama alanında israfa ve maliyet artışına neden olmaktadır. Bu probleme çözüm olarak geliştirilen derin öğrenme tabanlı model, fotoğrafların aydınlık, bulanıklık ve kadraj gibi temel kalite parametrelerini değerlendirerek görüntüleri "iyi" veya "kötü" olarak sınıflandırmaktadır. Yapılan deneysel çalışmalar, modelin teknik servis süreçlerinde kullanılan fotoğrafların kalitesini güvenilir ve etkili şekilde belirleyebildiğini göstermiştir. Sonuç olarak, önerilen yaklaşım sayesinde düşük kaliteli görsellerin sistemden elenmesiyle depolama verimliliği artırılmakta, teknik servis süreçlerinde iş yükü azaltılmakta ve müşteri odaklı hizmet kalitesine katkı sağlanmaktadır.
  • Yayın
    İç mimarlık ve çevre tasarımı öğrencilerinin YKS puanları ile akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkinin analizi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kaya, Büşra; Türkmen, Anday
    Bu araştırma, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü birinci sınıf öğrencilerinin Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) puanları ile akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi ve böylece standartlaştırılmış giriş sınavlarının öğrencilerin lisans eğitimlerindeki akademik performanslarını ne ölçüde yordadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda; İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı birinci sınıf öğrencilerinin YKS puanları ile teorik ve pratik derslerdeki akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkiye dayalı iki hipotez oluşturulmuştur. Hipotezleri test etmek için ilişkisel tarama modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini, 2023-2024 akademik yılında İstanbul'daki 21 Vakıf Üniversitesinde İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı lisans programlarına kayıtlı öğrenciler; örneklemini ise İstanbul Gedik Üniversitesi (İGÜN) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü'nde öğrenim gören birinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmaya 70 öğrencinin verileri dahil edilmiştir. Ana kütleden etkin ve uygun maliyetli bir şekilde veri toplamak amacıyla rastgele örnekleme türlerinden kolayda örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Çalışma kapsamında; Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı'ndan iki veri seti elde edilmiştir. İlk veri seti, 2023-2024 akademik yılında İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı lisans programına kaydolan öğrencilerin YKS puanlarını kapsamaktadır. İkinci veri seti ise aynı öğrenci kohortunun ilgili akademik yıldaki ders notlarını içermekte ve öğrencilerin hem teorik hem de pratik ders performanslarını yansıtmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen tüm veriler betimsel ve ilişkisel istatistik yöntemleri ile çözümlenmiştir. Çalışmanın bulguları, YKS puanları ile teorik derslerdeki akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiş ve bu durum, birinci araştırma hipotezini desteklemiştir. Öte yandan, YKS puanları ile pratik derslerdeki başarı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu öne süren ikinci hipotez ise reddedilmiştir.
  • Yayın
    Manifesto olarak mobilya
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kaya Demirbozan, Cansu; Türkmen, Anday
    Bu araştırma, mobilya tasarımı ile düşünce temsili arasındaki ilişkiyi görsel anlatı üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda mobilya tasarımındaki düşünsel arka planın nasıl şekillendiğini ve görsel anlatıyı nasıl etkilediğini tartışan araştırma; 'mobilya tasarımında düşünce temsilinin, görsel anlatı üzerindeki etkileri' ve 'mobilya tasarımında düşünce temsilinin, görsel anlatıya entegrasyonu' olmak üzere iki araştırma sorusu etrafında yapılandırılmıştır. Nitel araştırma deseni ile gerçekleştirilen çalışma kapsamında; araştırma sorularına yanıt aramak için Peirce'ın göstergebilimsel çözümleme yöntemi tercih edilmiştir. Bu çerçevede, Eames Lounge Chair (Charles ve Ray Eames, 1956), Up Armchair (Gaetano Pesce, 1969) ve Favela Chair (Campana Kardeşler, 1991) isimli mobilya tasarımlarında görsel anlatıya doğrudan ya da dolaylı olarak etki eden unsurlar göstergebilimin üçlü ilişkisi (gösteren, gösterilen ve yorumlayan) üzerinden çözümlenmiştir. Gerçekleştirilen çözümleme sonucunda elde edilen bulgular; araştırma kapsamında incelenen üç mobilya tasarımının da farklı ideolojilerden etkilendiğini göstermektedir. Eames Lounge Chair, ekonomik ideolojiyi görsel anlatıya dâhil ederek, modern tüketim kültürü ve orta sınıf lüks anlayışıyla ilişkili bir tasarım dili sunmaktadır. Up Chair, toplumsal ideolojiyi yansıtarak, kadın bedeni üzerinden güç ilişkileri ve cinsiyet politikalarına dair eleştirel bir söylem üretmektedir. Favela Chair ise kültürel ideolojiyi görsel anlatıya taşıyarak, Brezilya'nın gecekondu estetiğine dayalı yerel üretim pratiklerini tasarım dünyasında görünür kılmaktadır. Bu üç örnek, mobilya tasarımının sadece işlevsel bir nesne olmanın ötesinde, belirli ekonomik, toplumsal ve kültürel anlatıları içeren bir manifesto olarak nasıl işlev görebileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak; düşünce temsillerinin mobilya tasarımlarına biçim, malzeme ve üretim süreci gibi bir dizi tasarım faktörü aracılığıyla entegre edildiğini ve bu faktörlerin mobilya tasarımlarının görsel anlatıları üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu çıkarsamak mümkündür.
  • Yayın
    Bağımsızlıktan sonra Türkiye Azerbaycan ilişkileri
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Jamalov, Elnur; Özcan, Ahmet
    Bağımsızlık sonrası Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, stratejik, ekonomik ve kültürel bağların güçlenmesi açısından dikkate değer bir gelişim gösteriyor. 2020 yılında Azerbaycan'ın Ermenistan ile girdiği Karabağ savaşı, bu ilişkilerin merkezinde yer almakta. Türkiye, bu çatışmada Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü destekleyerek, ikili ilişkilerini derinleştirdi ve uluslararası alandaki etkisini artırdı. Bu dönemden itibaren, 2021 ve 2022 yıllarında gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler ve imzalanan anlaşmalar, askeri iş birliğini güçlendirdi. Bu bağlamda, askeri eğitim, tatbikatlar ve savunma sanayi alanındaki iş birlikleri, iki ülke arasındaki entegrasyonu sağladı. Ekonomik alanda ise enerji projeleri oldukça belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Türkiye'nin enerji güvenliğini artırırken, Azerbaycan için de önemli bir gelir kaynağı oluşturdu. Bu proje, yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik bağı güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa enerji pazarına da bağlantı sağlıyor, böylelikle enerji çeşitliliğini artırıyor. Bunun yanında, ticaret hacminin genişlemesi ve karşılıklı yatırımların artması, ekonomik ilişkilere yeni bir ivme kazandırıyor. Kültürel boyutta, iki ülke arasındaki iş birliği, toplumsal bütünleşmeyi teşvik eden ortak projelerle destekleniyor. Eğitim alanında gerçekleştirilen değişim programları ve kültürel etkinlikler, halklar arasında karşılıklı anlayış ve dostluk bağlarını güçlendiriyor. Türkçe ve Azerice'nin benzerliği, kültürel alışverişi kolaylaştırmakta ve bu iki milleti daha da yakınlaştırmaktadır. 2024 yılına gelindiğinde, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesi ve bölgesel istikrarın sağlanmasında önemli bir rol oynaması beklenmektedir. Bu ikili iş birliği hem siyasi diyalogların derinleşmesini hem de ortak güvenlik tehditlerine karşı kolektif bir yanıt verilmesini sağlamaktadır. Sonuç olarak, Türkiye ve Azerbaycan, ekonomik, siyasi ve güvenlik alanında daha fazla entegrasyon sağlayarak uluslararası platformda güçlü bir ortaklık sergileyeceklerdir. Böylelikle, bu stratejik ortaklık, sadece iki ülkenin çıkarlarıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda bölgenin istikrara kavuşmasına da katkıda bulunacaktır.
  • Yayın
    Çocukluk çağı travmalarının öz şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi
    (İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demirhan, Buse; Duman, Hakan
    Bu araştırmada, çocukluk çağı travmalarının öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü ile olan ilişkileri incelenmiştir. Çalışma, nicel ilişkisel tarama modeliyle yürütülmüş olup veriler 18-60 yaş arası 381 yetişkin bireyden çevrim içi anket yoluyla toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Öz-Şefkat Ölçeği-Kısa Formu (ÖŞÖ-KF), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu (DDGÖ-16) ve Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği (ÇÇTÖ) kullanılmıştır. Veriler, bağımsız örneklemler t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon ve Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, çocukluk çağı travmaları ile öz-şefkat arasında negatif; duygu düzenleme güçlüğü arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca, öz-şefkat düzeyinin artmasıyla duygu düzenleme güçlüğü düzeyinin azaldığı, bu iki değişken arasında da negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Regresyon analizleri sonucunda, çocukluk çağı travmalarının hem öz-şefkat düzeylerini anlamlı düzeyde azalttığı hem de duygu düzenleme güçlüğü düzeylerini anlamlı biçimde artırdığı saptanmıştır. Bununla birlikte, cinsiyet, medeni durum, yaş grubu, eğitim düzeyi ve çalışma durumu gibi bazı demografik değişkenler açısından öz-şefkat, duygu düzenleme güçlüğü ve çocukluk çağı travmaları düzeylerinde anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Elde edilen bulguların, çocukluk dönemi travmatik yaşantıların hem bireyin kendine yönelik tutumları hem de duygusal düzenleme becerileri üzerindeki açıklayıcı gücünü ortaya koyarak, literatüre katkı sunması beklenmektedir.