Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Yayın A study of the impact of remote working on employees' motivation and engagement(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yun Mı Mı Oo Yun Mı Mı Oo; Erkasap, AhmetThe changes of working styles from traditional office working to remote working, which was accelerated during the COVID-19 pandemic, has brought important questions about how such working arrangements affect employees' motivation and engagement. Employees' Motivation and Engagement are two important factors for the success of organization. Based on Self-Determination Theory, the Job Demands–Resources Model, and Social Exchange Theory, this study explored how remote working influences employees' motivation and engagement, as well as the interrelation between these two variables. In order to investigate these relations, survey data were gathered from 344 employees who were working remotely (both hybrid and full remote) through a cross-sectional online survey questionnaire. The study applied three established scales: the E-Work Life Scale, the Multidimensional Work Motivation Scale, and the Job Engagement Scale. Descriptive analysis was used to express participant characteristics, and further tests confirmed the reliability and validity of the instruments (Cronbach's α ≥ 0.925; KMO ≥ 0.980). The correlation results showed strong, positive relationships between remote-work perceptions, motivation, and engagement. Regression analysis indicated that supportive remote working environments accounted for about 83% of the variation in both motivation and engagement, while motivation itself explained approximately 88% of the variance in engagement (p < 0.001). In conclusion, the findings suggest that when employees are supported with the right tools, trust, and flexibility, remote work can significantly improve both their motivation and engagement. The study not only provides practical insights for organizations for developing remote-work policies but also strengthens the theoretical understanding of employees' motivation and engagement in virtual working arrangements.Yayın Veblen'in gösterişçi tüketim teorisi ve yaşam tarzı bağlamında butik pasta tüketimi üzerine nitel bir araştırma(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Örnek, Nalan; Köz, Ela NazlıGünümüzde globalleşme ve hızla gelişen teknolojiyle oluşan sanal ortamla birlikte tüketimin sosyokültürel bir olgu haline dönüştüğü görülmektedir. Bu çalışma özel günlerde ve daha çok doğum günlerinde butik pastaları tercih eden tüketicilerin gösterişçi tüketim davranışını ortaya koyarak bir değerlendirme yapmayı ve bunu Thorstein Veblen' in 'gösterişçi tüketim' kavramı üzerinden inceleyip bireylerin yaşam tarzlarıyla ilişkilendirmeyi amaçlayan bu araştırmada İstanbul ilinde ikamet eden, özel ve doğum günlerinde butik pasta yaptıran bireylerin gösterişçi tüketim bağlamında butik pastalara karşı tutumlarını ölçerek, bu durumu gösteriş amaçlı yapıp yapmadıkları sonucuna ulaşmak hedeflenmiştir. Araştırmanın verileri görüşme/mülakat tekniği ile elde edilmiştir. Gösterişçi tüketim ile yaşam tarzları arasındaki ilişki ortaya koymak için özel ya da doğum gününde butik pasta yaptırmış olan ve İstanbul ilinde ikamet eden 24 kişi ile görüşülmüş ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2024 kullanılarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Tüketicilerin büyük bir kısmının butik pasta tercihlerini yalnızca lezzet ve kalite açısından değil, aynı zamanda sosyal çevreleri üzerinde bir etki bırakma ve kendilerini bulundukları çevreye gösterme amacıyla da gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Katılımcıların sosyal medya platformlarında paylaştıkları fotoğraflarının ve deneyimlerin, yaşam tarzlarıyla doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. İçerik analizi sonucunda, gösterişçi tüketim ve bireylerin yaşam tarzlarıyla belirgin bir bağlantı olduğu; butik pastaların, tüketicilerin sosyal kimliklerini yansıtmak ve sosyal çevrelerine kendilerini ifade etmek için bir araç olarak kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, Thorstein Veblen'in 'gösterişçi tüketim' kavramıyla uyumlu olarak, tüketim davranışlarının sadece ihtiyaç ve lezzet odaklı değil, aynı zamanda sosyokültürel bir boyutu olduğunu göstermektedir.Yayın İş yeri nezaketsizliğinin örgütsel bağlılık ve örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkisi: özel güvenlik görevlileri ve ofis çalışanları arasındaki farklılaşmanın araştırılması(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çoban, Ömer; Özdemir, İsmailBu çalışma, iş yeri nezaketsizliğinin örgütsel bağlılık ve örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkilerini incelemektedir. İş yeri nezaketsizliği, çalışanlar arasındaki etkileşimi olumsuz yönde etkileyerek örgüt içindeki iş birliğini ve dayanışmayı zedeleyen bir faktör olarak ele alınmaktadır. Nezaketsiz davranışlar, çalışanların motivasyonunu ve iş performansını azaltabilir, psikolojik baskıyı artırarak bireylerin kuruma olan bağlılıklarını zayıflatabilir. Bu bağlamda, çalışmada özel güvenlik görevlileri ile ofis çalışanlarının iş yeri nezaketsizliği algılarının farklılık gösterip göstermediği değerlendirilmiş ve bu değişkenin örgütsel bağlılık ile örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırmada nicel yöntem kullanılmış, veriler anket yöntemiyle toplanmış ve SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, iş yeri nezaketsizliğinin örgütsel bağlılık ve örgütsel özdeşleşme üzerinde anlamlı ve negatif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. İş yeri nezaketsizliği arttıkça, çalışanların örgütlerine olan bağlılıkları ve özdeşleşme seviyeleri azalmaktadır. Ayrıca, özel güvenlik görevlileri ile ofis çalışanları arasında iş yeri nezaketsizliği algısı açısından belirgin farklılıklar tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, insan kaynakları yönetimi ve örgütsel davranış alanlarında iş yeri nezaketsizliğinin etkilerini azaltmaya yönelik stratejiler geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Daha saygılı ve destekleyici bir iş ortamı oluşturmak, çalışanların bağlılığını ve performansını artırarak işletmeler için olumlu sonuçlar doğuracaktır.Yayın Yerel yönetişim ve kent konseyi rolü: Ataşehir ve Pendik örneği(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çelik, Birkan; Dinçşahin, ŞakirBu çalışma, Pendik ve Ataşehir Kent Konseylerinin 2022–2024 dönemi faaliyet raporları ve yürütme kurulu kararlarını doküman analizi ve içerik analizi yöntemleriyle incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, kent konseylerinin yerel yönetişimdeki işlevlerini ortaya koymak ve iki farklı sosyo-ekonomik bağlama sahip ilçedeki uygulamaları karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bulgular, her iki konseyin yasal olarak aynı çerçevede faaliyet göstermesine karşın, farklı roller üstlendiğini göstermiştir. Pendik Kent Konseyi, geniş tabanlı katılım, doğrudan sosyal yardımlar ve kurumsal düzeyde paydaş işbirlikleri ile öne çıkmaktadır. Kadın, gençlik, çocuk ve engelli meclisleri aracılığıyla çok sayıda gönüllünün katılımını sağlayan Pendik, özellikle maddi yardım ve sosyal destek projeleriyle toplumsal sermayeyi güçlendirmektedir. Buna karşılık Ataşehir Kent Konseyi, mahalle meclisleri ve tematik forumlar yoluyla daha stratejik ve derinlemesine katılım mekanizmaları geliştirmekte; sosyal yardımda farkındalık projeleri, çevre yönetiminde uygulamalı etkinlikler ve eğitimde bilgi aktarımı odaklı programlar yürütmektedir. Her iki konseyde de mali bağımsızlık eksikliği ve kararların bağlayıcılığının olmaması en temel yapısal sorunlar olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte, paydaş işbirliklerinde farklılaşan modeller dikkat çekmektedir: Pendik büyük ölçekli kurumlarla, Ataşehir ise mahalle örgütlenmeleri ile iş birliklerini geliştirmektedir. Sonuç olarak, kent konseyleri, yerel düzeyde katılımcı demokrasi ve toplumsal sermaye üretiminde önemli aktörlerdir. Ancak daha etkin ve sürdürülebilir bir rol üstlenmeleri için mali özerklik, kararların bağlayıcılığı ve katılımın niteliğini artıracak reformlara ihtiyaç vardır.Yayın Ortaöğretim özel eğitim kurumlarında, ücretli ve burslu öğrencilerin temel derslerdeki akademik başarı seviyesinin, yapay zeka algoritmalarıyla tahmini: Erzincan ili örneği(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Türk, Esra; Yerden, Aytaç UğurBu çalışmanın amacı, ortaöğretim seviyesindeki özel eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin akademik başarı düzeylerinin yapay zekâ algoritmalarıyla tahmin edilmesidir. Günümüzde makine öğrenmesi ve veri madenciliği yöntemleri, pek çok alanda yüksek performans ve etkili sonuçlar sunarak yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin uygulama alanları arasında eğitim sektörü de önemli bir yer almaktadır. Sosyoekonomik durumun öğrenci başarısı üzerindeki etkisi dikkat çeken ve araştırmalara açık bir alan olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, Erzincan ilindeki özel ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler üzerinde analizler gerçekleştirildi. Anket yöntemiyle elde edilen verilerde öğrencilerin kayıt türleri, burs oranları, akademik performansları, öğrenme alışkanlıkları ve sınıf içi deneyimleri değerlendirmeye alındı. Çalışma kapsamında, özel ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 233 öğrenciye ulaşıldı ve hazırlanan 15 soruluk bir anket aracılığıyla veri toplandı. Veri seti ön işleme ve görselleştirme aşamalarından geçirildikten sonra, modelleme sürecinde makine öğrenmesi algoritmaları kullanıldı. Bu modeller aracılığıyla öğrencilerin bursluluk durumları ana değişken alınarak temel derslerdeki tutumları incelendi ve akademik başarı düzeyleri tahmin edildi. Elde edilen veriler üzerinden t-testi ve ANOVA testi uygulanarak başarı tahmin performansları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular, öğrencilerin bursluluk durumları ile akademik başarıları arasında anlamlı ilişkiler olabileceğini göstermektedir. Kullanılan makine öğrenmesi modelleri, başarı tahmininde yüksek doğruluk oranlarıyla etkili sonuçlar vermiştir. T-testi ve ANOVA analizleri, bazı değişkenlerin başarı üzerindeki etkilerini istatistiksel olarak da desteklemektedir. Sonuç olarak, eğitim alanında yapay zekâ uygulamalarının katkı sağlayabilecek çıktılar ortaya koyabildiğini göstermekte ve gelecekte yapılacak benzer çalışmalara katkı sunmaktadır.Yayın Sinestezik deneyim parametreleri üzerinden tarihi bir mekân okuması: Yerebatan sarnıcı örneği(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Sürel Kaya, Melek; Yıldız, Neslihan; Karaoğlu Can, MerveTarihi mekânlarda ziyaretçilerin mekânsal deneyimini etkileyen pek çok faktör incelenmiş olmasına rağmen, sinestezi kavramının duyular arası etkileşimlerle mekân atmosferini nasıl dönüştürdüğü ve ziyaretçi algısına kattığı derinlik yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, İstanbul'daki Yerebatan Sarnıcı örneği üzerinden sinestezik deneyim ve çoklu duyusal algının ziyaretçilerin mekânsal tatminleri, duygusal bağları ve deneyimlerinin kalıcılığı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Yerebatan Sarnıcı'nı en az bir kez ziyaret etmiş kişiler oluşturmaktadır. Örneklem ise Google Forms aracılığıyla ulaşılan katılımcılardan meydana gelmiş, kolayda örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Veri toplama amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen, 5'li likert ölçeğine dayalı 39 soruluk bir anket formu kullanılmıştır. Anketin ilk bölümünde katılımcıların demografik bilgileri ve mekâna dair deneyim verileri toplanmış, devamında ise çoklu duyusal algı, sinestezik deneyim ve bunların mekânsal tatmin ile ilişkisi ölçülmüştür. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve ilişkisel analizler kullanılarak değerlendirilmiş, ayrıca mekâna dair gözlemlerle nitel bulgular elde edilmiştir. Araştırma bulguları, Yerebatan Sarnıcı'nın tarihi ve atmosferik yapısının ziyaretçilerin duyularını eş zamanlı olarak harekete geçirerek güçlü sinestezik deneyimler yarattığını göstermektedir. Görsel estetik ile akustik bileşenlerin etkileşimi mekânın daha derin ve çok boyutlu algılanmasını sağlarken; dokunsal ve kokusal unsurlar ziyaretçilerin duygusal hafızasını güçlendirmiştir. Sonuç olarak, sinestezik deneyim parametrelerinin tarihi yapıların korunması ve sunumunda dikkate alınmasının, ziyaretçi deneyiminin sürdürülebilirliği açısından önemli katkılar sağlayacağı anlaşılmaktadır.Yayın İç mimarlık ve çevre tasarımı öğrencilerinin yapay zekâ destekli araçlara yönelik tutum ve farkındalıkları(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Keser, Zuhal; Yıldız, Neslihan; Karaoğlu Can, MerveYapay zekâ ve derin öğrenme teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, tasarım ve üretim süreçlerini köklü biçimde değiştirmiştir. Üretken yapay zekâ algoritmaları, tasarımın kavramsallaştırılmasından üretim aşamasına kadar birçok süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Bu araştırmada, İstanbul Gedik Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencilerinin yapay zekâ destekli araçlara yönelik farkındalık, tutum ve algıları incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Yarıyılı'nda lisans programında eğitim gören 158 öğrenci tesadüfi yöntemle seçilmiştir. Katılımcılar gönüllülük esasına göre çalışmaya dahil edilmiş ve veriler Google Formlar aracılığıyla toplanmıştır. SPSS 20.0 programı ile yapılan analizler, demografik değişkenlerin öğrencilerin tutumları üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığını ortaya koymuştur. Katılımcıların çoğunluğu yapay zekâ destekli araçların tasarım süreçlerini desteklediğini ve verimliliği artırdığını belirtmiştir. Bununla birlikte, etik ve yasal boyutlara ilişkin bilgi düzeylerinin düşük olduğu gözlenmiştir. Eğitimde yapay zekâ teknolojilerine daha fazla yer verilmesi gerektiğine yönelik güçlü bir eğilim saptanmıştır. Araştırma, eğitim müfredatına farkındalık artırıcı çalışmaların entegre edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.Yayın Kaynak ağız tasarımının yüksek mukavemetli balistik zırh çeliklerinin mikroyapı ve mekanik özelliklere etkisinin incelenmesi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kaymak, Müesser; Gürol, UğurBu çalışmada, savunma sanayii uygulamalarında yaygın olarak kullanılan yüksek mukavemetli balistik zırh çeliklerinin kaynaklı birleştirmelerinde, farklı kaynak ağzı tasarımlarının (Tek V, Çift V, Tek eğimli ve Çift eğimli) mikroyapı, mekanik performans ve balistik dayanım üzerindeki etkileri incelenmiştir. Deneysel çalışmalar kapsamında 20 mm kalınlığında M450 kalite zırh çeliği plakalar, sabit ısı girdisi altında MAG kaynağı yöntemi ile GeKaTec ER110-SG dolgu teli kullanılarak birleştirilmiştir. Kaynak sonrası numunelere görsel muayene, sıvı penetrant ve radyografik muayene uygulanmış olup standart limitlerini aşan herhangi bir süreksizlik tespit edilmemiştir. Ardından optik mikroskop ve streo mikroskop kullanılarak kaynak bölgesi ve ısıdan etkilenmiş (IEB) bölgelerin makromikroyapısal incelemeleri yapılmıştır. Kaynaklı bağlantıların mekanik özelliklerini belirlemek amacıyla, çekme, çentik darbe, sertlik ve eğme testleri yapılmıştır. Çekme testi sonuçları, dört farklı geometri arasında belirgin performans farkları olduğunu göstermiş; dayanım açısından en iyi sonuç çift eğimli geometriden elde edilirken, süneklik bakımından bu tasarımın sınırlayıcı olduğu, dayanım–süneklik dengesi açısından ise çift V geometrisinin daha uygun bir profil sunduğu görülmüştür. Çentik darbe testlerinde ısıdan etkilenen bölgenin tüm geometrilerde kaynak metaline kıyasla daha tok olduğu görülmüş; kaynak bölgesinde en iyi sonuç Tek V geometrisinden, IEB bölgesinde ise Tek eğimli geometriden elde edilmiştir. Sertlik değerlendirmeleri askerî standartlara göre yapılmış olup, çift V ve tek eğimli geometrilerde kritik sertlik eşiğine sırasıyla 9 mm ve 8 mm mesafede ulaşılmış, böylece IEB yumuşama bölgesinin dar kaldığı görülmüştür. Tek V ve çift eğimli geometrilerde bu mesafe sırasıyla yaklaşık 11,5 mm ve 13 mm olup, düşük ısı girdisi ve dar IEB sağlayan geometrilerin sertlik toparlanmasını hızlandırarak balistik performansa katkı sunduğu belirlenmiştir. Balistik test sonrası makro incelemeler, mermi giriş ve nüfuziyet davranışının geometriye bağlı olarak değiştiğini ortaya koymuş; çift V ve tek eğimli geometriler, daha kısa penetrasyon alanı ve sınırlı çatlak ilerlemesi ile üstün balistik direnç sergilemiştir. Bu bulgular, kaynak ağız tasarımının yalnızca mekanik davranışı değil, aynı zamanda balistik bütünlüğü de doğrudan etkileyen kritik bir parametre olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, kaynak ağız tasarımının yalnızca yerel mekanik davranışı değil, mikro yapısal stabiliteyi ve balistik bütünlüğü de belirleyici düzeyde etkilediğini; uygun geometrik seçimin, askerî platformların gövde imalatında balistik güvenliği azaltmadan mekanik olarak optimize edilebilirlik sağladığını ortaya koymaktadır.Yayın ER110 metal özlü tel kullanılarak waam parçaları ile zırh çeliği plakaları arasındaki benzer ve benzer olmayan kaynak birleşimlerinin incelenmesi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kaymak, Fatih; Gürol, Uğur; Çoban, OzanZırh çelikleri, yüksek mukavemet ve darbe dayanımı gerektiren savunma sanayi uygulamalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Protection 500 zırh çeliği, yüksek sertlik, yüksek mukavemet, kaynaklanabilirlik, yüksek tokluk ve balistik özelllikleri nedeniyle savunma sanayiinde savaş alanında oluşabilecek tehditlere karşı zırh malzemesi olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Savunma sanayinde kullanılan bu tür araçlar karmaşık tasarımları nedeniyle tek parça üretilememekte, bu nedenle kaynak işlemleriyle üretilmesi zorunludur. Bu çeliklerin kaynak işlemi sırasında oluşan ısı çevrimi sebebiyle ısıdan etkilenen bölgede yumuşama gerçekleşir ve ana metale göre daha düşük mukavemetli bir yapı ortaya çıkarır. Bu çalışmada, ferritik ER110S-G elektrodu kullanılarak Tel Ark Eklemeli İmalat (Wire Arc Additive Manufacturing – WAAM) yöntemiyle üretilen parça ile MIL-A-46100 standardına tabi haddelenmiş homojen zırh çeliği (Protection 500 kalite), robotik GMAW (Gaz Metal Ark Kaynağı) yöntemiyle birleştirilmiştir. Kaynaklı yapılar, mikro yapı incelemesi, mikrosertlik testi ve çekme testi uygulanarak karakterize edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, zırh çeliklerinin kaynağında yaygın olarak tercih edilen ferritik ER110S-G dolgu metalinin, WAAM yöntemiyle yapılan üretimde de tatmin edici sonuçlar sağladığını ortaya koymuştur. Ayrıca, WAAM yöntemiyle üretilmiş parçaların zırh çelikleriyle optimize edilmiş parametreler altında yapılan benzer olmayan (dissimilar) kaynaklarında beklenen mekanik özelliklerin sağlanabileceği belirlenmiştir.Yayın İnşaat sektöründe risk değerlendirme karar matrisi metotlarının uygulanabilirliği ve yeni bir matris metodunun önerisi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Koç, Nurettin; Ghasemlounia, RedvanÜlkemizde ve dünyada inşaat sektöründe yaşanan iş kazalarının artması alınan tedbirlerin yetersiz kaldığını göstermektedir. İnşaat sektöründe İş kazalarında yaşanan tehlikeleri azaltmak amacıyla tehlike ve risk değerlendirmesi için çeşitli teknikler mevcut olmasına rağmen, inşaat sektöründe genellikle kolay uygulanabilir ve şantiyelerin değişken yapısına uyum sağlayan yöntemler tercih edilmektedir. İnşaat sektöründeki işler, diğer sektörlere kıyasla daha hızlı ilerleyen ve süreçleri çabuk değişen bir yapıya sahip olduğundan, pratik ve uygulanabilir risk değerlendirme yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde yapı faaliyeti olan çalışmalarda matris tipi risk değerlendirmesi metodu tercih edilmiştir. Bu nedenle çalışmamızda yeni bir çalışma matrisi araştırılmıştır. Çalışmamızda HES matris yöntemi bulunarak diğer kullanılan yöntemler karşılaştırılmıştır. HES matris yöntemi, iş güvenliği kültürünün güçlendirilmesi ve iş kazalarının önlenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.Yayın Sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi uygulamalarının çalışan iş tatmini üzerindeki etkisi: havacılık sektöründe bir inceleme(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ülkebaş Büyükyavuz, Ayşenur; Erkasap, AhmetSİKY uygulamaları, çalışanların fiziksel, psikolojik ve sosyal refahını gözetirken; adalet, kapsayıcılık, öğrenme odaklılık ve çevresel sorumluluğu da içeren bütüncül bir bakış açısı getirir. Bu yaklaşım, yalnızca işveren markasını güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda çalışanların örgüte olan bağlılıklarını, tatmin düzeylerini ve motivasyonlarını da önemli ölçüde artırır. Bu noktada sürdürülebilir insan kaynakları yönetiminin havacılık sektörüyle kesişimi, daha da kritik hale gelir. Nitelikli personelin kaybı yalnızca bireysel bir eksilme değil; o pozisyonun kazandırılması için yapılan eğitim yatırımlarının, kurumsal hafızanın ve deneyimin de kaybı anlamına gelir. Üstelik bu tür kayıplar, sektörde doğrudan operasyonel aksaklıklara, güvenlik zafiyetlerine ve maliyet artışına neden olabilir. Bu nedenle, insan kaynağı yönetiminin sürdürülebilirlik ilkeleriyle entegre edilmesi, havacılık sektöründe yalnızca bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Bu bağlamda hazırlanan çalışmada, sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi (SİKY) uygulamalarının çalışan iş tatmini üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kuramsal çerçevede, sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi; sadece çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda çalışanların fiziksel, sosyal ve psikolojik refahını gözeten, uzun vadeli insan gücü yönetim stratejilerini içeren bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Araştırmanın bulguları, sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi uygulamalarının çalışanların iş tatmini üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğunu göstermektedir. Özellikle, çalışma koşulları ve insani düzenlemeler, çalışanların geliştirilmesi, toplumsal duyarlılık ve ekolojik yönelim, sürdürülebilir istihdam ve sunulan ekonomik imkânlar gibi alt boyutların iş tatmini düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. Çalışma hem akademik literatüre katkı sağlamakta hem de havacılık sektöründeki sürdürülebilir insan kaynakları uygulamalarının geliştirilmesi adına işletmelere rehberlik etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, sürdürülebilir insan kaynakları uygulamalarının kurumsal bağlılık, verimlilik ve uzun vadeli personel istikrarı açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekilmiştir.Yayın Bankacılık sisteminde blockchain uygulamalarının müşteri memnuniyeti ve sadakati üzerine etkisi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Büyükyavuz, Tahsin; Erkasap, AhmetGünümüz dünyasında dijitalleşme tüm hızıyla ilerlerken, finans sektörü köklü bir dönüşümden geçmektedir. Geleneksel bankacılık anlayışının yerini, teknolojik gelişmelerle şekillenen ve veri odaklı yaklaşımları benimseyen bir yapı almaktadır. Bu büyük geçişle birlikte, özellikle blockchain teknolojisi, başlangıçtaki kripto para uygulamalarının çok ötesine geçerek finansal hizmetlerde gerçekten devrim niteliğinde bir potansiyel sunmaktadır. Bu tez, blockchain teknolojisinin bankacılık sektöründeki uygulamalarının müşteri memnuniyeti ve sadakati üzerindeki farklı etkilerini analiz edecektir. Çalışma, blockchain teknolojisinin müşteriler tarafından nasıl algılandığını, sunduğu faydaları, ne kadar güvenilir olduğunu ve taşıdığı riskleri ampirik olarak değerlendirerek, Türk bankacılık sektöründe müşteri sadakatinin sürdürülebilirliğini blockchain kullanımıyla nasıl sağlanabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma, blockchain teknolojisinin evrimini, doğasını, sağladığı avantajları ve karşılaştığı zorlukları içeren kapsamlı bir literatür taramasıyla başlamaktadır. Ayrıca, bankacılık sektörünün genel yapısı ve gelişimi ile birlikte müşteri memnuniyeti ve sadakati ilkeleri, bunları etkileyen faktörler ve mobil bankacılığın rolü de detaylı bir şekilde incelenmektedir. Özellikle blockchain'in bankacılıktaki çeşitli uygulama alanlarının (ödeme sistemleri, ticaret finansmanı, sermaye piyasaları, Müşterini Tanı (KYC) süreci ve kredi süreçleri gibi) müşteri deneyimleri üzerindeki potansiyel etkilerine odaklanılmaktadır. Bu çalışma, nicel bir desene sahiptir; birincil veriler banka müşterilerine ve mobil bankacılık kullanıcılarına uygulanan anketler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler, formüle edilen hipotezleri test etmek amacıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Son olarak, bu tez, blockchain teknolojisinin bankacılık sektöründe müşteri memnuniyetini artırma ve sadakati teşvik etme kapasitesine dair pratik ve uygulanabilir rehberlik sunmayı amaçlamaktadır. Böylece, hem akademik literatüre önemli bir katkıda bulunmayı hem de gelişen dijital bankacılık ortamında stratejik uyum için sağlam öneriler ortaya koymayı hedeflemektedir.Yayın Kadın sığınmaevlerinin hukuksal durumu, İstanbul'daki kadın sığınmaevleri ve Fatih Belediyesi örneği(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Soylu, Fazıl Uğur; Dinçşahin, ŞakirYerel yönetimlerin, sosyal belediyecilik perspektifi açısından giderek önem arz eden ve mücadele edilmesi gereken, toplumun yaşadığı sıkıntılı konuların başında gelen toplumun kanayan yarası konumunda olan kadına yönelik şiddeti sayabiliriz. Ülkemizde yerel yönetimler icraatlarında kadının uğradığı şiddeti önleme konusunda programlar yaparak, başarılı ve etkin çalışma yapılmasında yarış halinde oldukları eskiye nazaran daha etkin duruma gelmektedir. Çalışmamızdaki amacımız, Türkiye'de kadınların yasalarla belirlenen özgürlüklerin ve haklarının korunması ve şiddetle karşılaşan kadınların korunma ve barınma gereksinimlerinin temin edilmesi açısından kadın sığınmaevlerinin sosyal belediyecilik anlayışı yönünü incelemektir. Türkiye'deki kadın sığınmaevleri yeterli sayıya ulaşmış olmayıp oldukça sınırlı seviyededir. Yerel yönetimlerin şiddete maruz kalan kadınların faydalanmaları için açtıkları kadın sığınmaevleri ve bu faaliyetlerine ilave olarak, kadın sığınmaevlerinin gelişim göstermesiyle ilgili yasa ve yönetmeliklerdeki, düzenlemeler ele alınmaktadır. Mevcut kadın sığınmaevlerinin sayısının arttırılması, faaliyette olanların daha etkin hizmet verebilmesi açısından gereksinim duyduğu mali ve sosyal desteğe olan ihtiyacının yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ile bazı bağışçıların yaptıklarının yeterli olmadığı daha fazla kaynak yaratılması gerektiği önemli olduğu tespit edilmiştir. Tarihin birçok döneminde olduğu gibi kadınlar varoluş mücadelesi vererek ciddi bir direniş göstermek zorunda kalmışlardır. Toplumların yapısında erkek egemen bir yapı olmasına dayalı, erkek merkezli yapıların oluşması, maalesef, kadınlar erkek egemen olan bu topluluklarda erkeğin himayesine ve insafına muhtaç duruma gelme olduğu gözlenmektedir. Kadınların doğuştan sahip oldukları duygusal yönlerinin yoğunluğu ve erkeklere kıyasla fiziksel zayıflığı gibi özelliklerinin yanında toplumdaki bazı çarpıklıklarda dikkate alındığında erkeklere göre bazı dezavantajları olduğu kabul edilmektedir. Bu durum ise kadınların aleyhine kullanılmaması gereken olgular olmasına rağmen kadınlar bu benzeri negatif durumlarla karşılaşma ve birçok kez hak mahrumiyeti başta olmak üzere şiddete maruz olmaları gibi ciddi travmalara maruz kalabilmektedirler. Türkiye'de kadın hareketinin tarihsel gelişimini, Osmanlı dönemi kadın hareketlerinden Cumhuriyet dönemine kadar uzanan bir perspektifle, kadın şiddeti ele alınmakta, aile içi şiddet, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve ısrarlı takip gibi konulara değinilmektedir. Tez, Dünya kadın hareketinin tarihsel gelişimini, feminizmin çeşitliliğini ve kadın şiddetinin farklı boyutlarını ele alarak, bu konulardaki mevcut durumu ve gelecek perspektiflerini ortaya koymaktadır. Yapılan çalışma, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin devam ettiğini ve bu mücadeleye katkı sağlamak için daha fazla çalışmanın gerekliliğini vurgulamaktadır.Yayın Dijital pazarlama etkinliklerinin müşteri ürün araştırmasına ve ürün değerlendirmelerine etkisine yönelik nitel bir araştırma(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Abdurahmanzada, Jahandar; Türk, ElifBu tez, dijital pazarlama faaliyetlerinin müşteri ürün araştırmasına ve değerlendirme sürecine etkilerini incelemektedir. Çalışma, pazarlama kavramının tarihsel gelişimini ele alarak dijital pazarlamanın günümüz tüketicileri üzerindeki etkisini detaylandırmaktadır. Araştırmada, dijital pazarlama stratejilerinin tüketici satın alma kararlarına nasıl yön verdiği, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) ile olan etkileşimi ve müşterilerin dijital pazarlama etkinliklerine verdikleri tepkiler analiz edilmiştir. Çalışmada, sosyal medya pazarlaması, içerik pazarlaması, SEO ve e-posta pazarlaması gibi temel dijital pazarlama araçlarının tüketicilerin marka algısını nasıl şekillendirdiği ve satın alma sürecini nasıl etkilediği değerlendirilmektedir. Araştırma, nitel yöntem kullanılarak beş farklı katılımcıyla gerçekleştirilen görüşmeler doğrultusunda yapılandırılmıştır. Katılımcılar dijital pazarlamanın bilgi edinme sürecini kolaylaştırdığını, ancak fazla bilgi ve seçenek bolluğunun karar verme sürecini karmaşık hale getirebildiğini belirtmiştir. Elde edilen bulgular, dijital pazarlama stratejilerinin tüketicilerin bilinçli karar vermesinde ve marka sadakatinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda, kişiselleştirilmiş içerik ve hedefe yönelik kampanyaların müşteri memnuniyetini artırdığı, ancak aşırı ve tekrarlayan pazarlama faaliyetlerinin olumsuz tepkilere yol açabileceği sonucuna ulaşılmıştır.Yayın Sınırda (borderlıne) kişilik örgütlenmesi, sosyal medya bağımlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kaymaz, Çağla Doğa; Yavuzer, NurgülBu araştırmanın amacı, sınırda kişilik örgütlenmesi, sosyal medya bağımlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemektir. Sınırda kişilik örgütlenmesi; bireyin duygu durumu, savunma mekanizmaları, kimlik ve kendilik algısı gibi psikolojik işleyişlerinin yapılandığı bir düzey olarak tanımlanırken, sosyal medya bağımlılığı günlük yaşamı olumsuz etkileyen kontrolsüz ve aşırı sosyal medya kullanımını ifade eder. Duygu düzenleme güçlüğü ise, bireyin duygularını fark etme, anlama, kabul etme ve uygun biçimde yönetme süreçlerindeki yetersizliklerle ilişkilidir. Araştırma kapsamında öncelikle literatür taraması gerçekleştirilmiş, ardından belirlenen hipotezler doğrultusunda analizler yapılmıştır. Basit doğrusal regresyon analizleri sonucunda sınırda kişilik örgütlenmesinin sosyal medya bağımlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü ile pozitif ve anlamlı ilişkiler içinde olduğu saptanmıştır. Aracılık analizinde ise duygu düzenleme güçlüğünün bu ilişkide anlamlı bir aracı rol üstlendiği bulunmuştur. Verilerin analizinde Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri kullanılmıştır. Ayrıca sosyal medya bağımlılığı, duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde yordarken, özellikle yineleme ve çatışma alt boyutlarında bu ilişki daha belirgin düzeydedir. Bulgular, üç değişkeni birlikte ele alan araştırmaların sınırlılığı göz önüne alındığında, literatüre katkı sağlamakta ve ileride yapılacak çalışmalara referans oluşturma potansiyeli taşımaktadır.Yayın Centifuge modelling and numerical analysis of helical pile in expansive soil(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Al-lami, Raneen Ali Jasim; Ghasemlounia, RedvanThe performance study of helical piles embedded in expansive soils, conducted with the help of numerical analysis and centrifuge modeling, is presented in this dissertation. Any foundation system is significantly hampered by expansive soils, which are generally recognized for their high swell-shrink characteristics brought on by changes in moisture content. Because of the unique geometry and installation method using helical piles, stability and load-bearing capacity improvement options may be offered to guarantee adequate performance under such problematic soil conditions. For the purpose of establishing field stress conditions and altering key geometric parameters the helix pitch distance, number of helices, spacing ratio S/D, and helix diameter and their effects on the axial uplift and compression capacity of screw piles, the study employs physical modeling using a centrifuge. In order to evaluate behavior under non-vertical forces, conditions were inclined piling forces operated were also modeled. To investigate scale effects and uplift failure mechanisms, these small-scale models were tested at various g levels. To validate the experimental results, learn about failure modes, and improve the design, numerical analysis was done using previously developed theories, such as individual bearing and cylindrical shear. The results demonstrated that load resistance under uplift is greatly increased by increasing the number of helices and optimizing their spacing. These parameters were important in the optimization of screw pile performance under various loading conditions as the results indicated. In addition, the centrifuge tests' results were in line with theoretical forecasts, so modeling that specific strategy can be considered reliable. The behavior of screw piles in expansive soils is examined holistically in this study, which also provides engineers with a useful manual on how to design a solid foundation for buildings in swell-prone areas. The dynamic effects were not taken into account in this research. The primary purpose of the study was to test the behavior of helical piles under controlled load conditions in expansive soil in terms of its load bearing behavior in the statical position. Dynamic or cyclic loading adds other parameters of damping ratio, frequency response, inertia effects, and other special instrumentation and boundary conditions are needed. Because the present work was aimed at the verification of the static uplift and compressing capabilities, the dynamic effects would have complicated the interpretation of the model and would not have been in line with the main research goals. Consequently, dynamic behavior was not included and only quasi-static load applications were taken into consideration, so that clarity and accuracy of the evaluation of the pile soils interaction would be achieved. That will be addressed in future research. Dynamic effects will be addressed in future research.Yayın Yeniden işlevlendirilen İBB moda iskele binasının kütüphane aydınlatma tasarımı üzerinden değerlendirilmesi(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Rezaei, Hasti; Hasmaden, FerhanTarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi, özgün kimliklerinin korunması ve çağdaş ihtiyaçlara uyum sağlaması açısından mimarlık disiplini için büyük önem taşır. Yeniden işlevlendirilen kütüphaneler, bilgiye erişim ve toplumsal buluşma noktaları olarak önemli roller üstlenirken, tarihi yapının mimari dokusunun korunmasını amaçlar. Moda İskelesi, bu yaklaşımın başarılı bir örneği olarak 2022 yılında kütüphane olarak hizmete açılmıştır. Moda İskelesi Kütüphanesi de bu bağlamda, çağdaş bir kütüphane olarak yeniden tasarlanmış ve kentsel belleğe katkı sağlamaktadır. Aydınlatma, bu tür yapılarda kullanıcı konforu, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından kritik bir rol oynar. Moda İskelesi Kütüphanesi'nde, doğal ve yapay aydınlatma sistemlerinin performansı değerlendirilmiş ve enerji verimliliği ile sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda analizler yapılmıştır. DIALux.evo simülasyon programı kullanılarak yapılan detaylı performans analizleri, mevcut sistemin kullanıcı konforu ve enerji verimliliği açısından bazı eksiklikler gösterdiğini ortaya koymuştur. Çalışma, mevcut aydınlatma sisteminin doğal ışıkla entegrasyonunun yetersiz olduğunu ve bu durumun enerji tüketimini artırdığını tespit etmiştir. Ana kütüphane mekanında, doğal ışık yetersiz olduğunda yapay aydınlatmanın devreye girmesi gerektiği tespit edilmiştir. Bu noktada, doğal ışığın etkin kullanımı ve dinamik aydınlatma sistemlerinin enerji verimliliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Önerilen iyileştirmeler, LED teknolojilerinin entegrasyonu, akıllı kontrol sistemleri ve kullanıcı odaklı aydınlatma çözümleriyle yapılması planlanmaktadır. Özellikle kitap rafları ve çalışma alanları için özel aydınlatma tasarımları geliştirilmiştir. Bu çalışma, tarihi bir yapının modern kütüphaneye dönüşüm sürecinde aydınlatma tasarımının önemini vurgulamakta ve gelecekteki kütüphane dönüşüm projelerine rehberlik edecek niteliktedir. Çalışma, sekiz bölümden oluşmaktadır. Giriş başlıklı ilk bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınmıştır. Yöntem bölümünde, araştırmada kullanılan metodolojik yaklaşımlar detaylandırılmıştır. Yeniden İşlevlendirme başlıklı bölümde, tarihi yapıların korunarak çağdaş işlevlerle uyumlu hale getirilmesi süreci ele alınmış, bu yaklaşımın kültürel süreklilik ve sürdürülebilirlik açısından önemi vurgulanmıştır. Kütüphanelerde Görsel Konfor ve Aydınlatma başlıklı bölümde, kullanıcı konforunu etkileyen görsel faktörler ve bu bağlamda aydınlatma tasarımının rolü açıklanmıştır. Devam eden bölümlerde, Moda İskelesi Kütüphanesi örneği üzerinden yerinde gözlem, ölçüm ve analizler sunularak mevcut aydınlatma koşulları değerlendirilmiştir. Bulgular ve Tartışma bölümünde elde edilen veriler ışığında analizler yapılmış, görsel konfor düzeyine ilişkin yorumlara yer verilmiştir. Son olarak, Sonuç ve Öneriler bölümünde çalışmadan elde edilen çıkarımlar özetlenmiş ve gelecekte yapılabilecek uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur.Yayın Biçerdövere entegre edilmiş büyük prizmatik balya makinesi tasarımı(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Tuzcuoğlu, Hasan; Topuz, PolatDünya nüfusundaki hızlı artış ve tarıma elverişli arazilerin giderek azalması, tarımsal üretimin hem verim hem de sürdürülebilirlik açısından daha etkin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye özelinde ise artan enerji ve işçilik maliyetleri, sınırlı alanlardan en yüksek üretimi elde etme gerekliliğini daha da önemli hale getirmiştir. Bu çerçevede, tarımsal mekanizasyona yönelik yenilikçi sistemlerin geliştirilmesi ve sahada uygulanabilirliğinin artırılması kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, biçerdövere entegre büyük prizmatik balya makinesi sisteminin performansını; yakıt sarfiyatı, iş gücü gereksinimi, elde edilen ürün kalitesi ve dane kaybı gibi temel kriterler üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Geleneksel yöntemlerde, hasat işleminin biçerdöverle tamamlanmasının ardından, sap materyalini toplamak üzere tarlaya traktör çekişli balya makineleriyle ikinci bir ekipman ve operatör girmektedir. Bu durum, aynı arazi üzerinde iki kez iş gücü ve iki kez yakıt kullanımı gerektirdiğinden hem zaman kaybına hem de işletme maliyetlerinde artışa neden olmaktadır. Entegre sistemde ise sap materyali, doğrudan balya makinesine yönlendirilmekte, toprakla temas önlenerek hem fire azaltılmakta hem de yem değerinde artış sağlanmaktadır. Ayrıca, ayrı bir traktör, operatör ve yakıt kullanımına gerek kalmadığından, sistemin işletme maliyetleri önemli ölçüde düşmektedir. Saha verilerine dayalı teknik analizler neticesinde, entegre sistemin yakıt kullanımında tasarruf sağladığı, insan gücüne olan bağımlılığı azalttığı ve birim alandan elde edilen balya miktarını artırdığı tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgular, söz konusu sistemin tarımda hem verimliliği artırma hem de sürdürülebilir üretim uygulamalarını destekleme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.Yayın Konut ve yakın çevresinde yaşam kalitesine etki eden faktörler: Tokat Erbaa örneği(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Palaz, Merve; Belir, ÖzlemSon yıllarda birçok alanda araştırmalara konu olan yaşam kalitesi kavramı çok yönlü bir kavramdır. Bu kavram; bireyin hayatında daha iyi hissedebilmesini sağlayan öznel ve nesnel göstergelerle ölçülebilir durumdadır. Yaşam kalitesininin; sağlık, eğitim, iş ve meslek, konut ve çevresi, güvenlik, aile hayatı, gelir, boş zaman aktiviteleri, sosyal ilişkiler, öznel refah gibi birçok göstergesi vardır. Çalışma kapsamında Tokat ili, Erbaa ilçesinde yer alan, biri az katlı diğeri ise çok katlı yapılaşmaya sahip iki adet toplu konut alanı incelenmiş; konut ve yakın çevresine ilişkin özellikler ile konut kullanıcılarının yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Yaşam kalitesiyle konut ve çevresi özelliklerinin arasındaki bağın tespitine dair araştırma soruları ve hipotez oluşturulmuştur. Bu kapsamda literatür taraması yapılarak; yaşam kalitesi, yaşam kalitesi göstergeleri, konut ve çevresi özellikler ve bu özelliklerin sürdürülebilirlik ilkeleri ışığında konut tasarımlarında doğru kullanımları araştırılmış ve tespit edilmiştir. Yaşam kalitesine etki eden konut ve çevresi özellikler; konut birimine ait fiziksel özellikler (konutun büyüklüğü, plan çeşitliliği, tasarımı), konuta erişebilirlik, konutun iklimsel özellikleri (aydınlatma-havalandırma-ısıtma-soğutma), güvenlik, mahremiyet, gürültü, konuta ait ortak alanlar (otopark, yeşil alanlar, çocuk oyun alanları, ortak kullanım alanları), sosyal ve kamusal alanlar, kent içi ulaşım, kentsel altyapı şeklinde başlıklar halinde incelenmiştir. Çalışma alanı olarak seçilen az katlı yapılaşma örneği olan Toplu Konut 1 (Tepeşehir Konutları) ile çok katlı yapılaşma örneği olan Toplu Konut 2 (Yeni Hayat Evleri) sitelerinde; konut ve yakın çevresine ilişkin özelliklerin kullanım durumları incelenmiş, analiz sonuçları doğrultusunda bulgular değerlendirilmiştir. Her iki çalışma alanı için, özelliklerin kullanımına yönelik sorular hazırlanmış ve bu sorulara verilen yanıtlar 5'li likert ölçeği kullanılarak puanlanmıştır. Her bir özellik için sorulara verilen puanların aritmetik ortalaması alınarak özelliğin ortalama puanı hesaplanmıştır. Elde edilen puanlar doğrultusunda hazırlanan analiz tablosu aracılığıyla özellikler karşılaştırılmış; hangi özelliğin hangi alanda daha etkin kullanıldığı ve kullanımda görülen eksiklikler ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda, Toplu Konut 1 alanı olarak seçilen az katlı yapılaşmış Tepeşehir Konutları sitesinde farklı kullanıcılara yönelik plan tipolojisinin geliştirilmediği, konutlara engelsiz erişimin sağlanmadığı, konutun iklimsel kontrolünün yetersiz olduğu, tasarımda mahrem alanlara dikkat edilmediği ve ses yalıtımının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Toplu Konut 2 alanı olarak seçilen çok katlı Yeni Hayat Evleri sitesinde ise plan tipolojisi, iklim kontrolü, mahremiyet, gürültü kontrolü, ortak alanlar, kamusal alanlara erişim, ulaşım ve alt yapı hizmetlerinde yetersizlikler belirlenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümümde, her bir özelliğin tespit edilen eksik yönlerinin giderilmesine yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda; konut ve çevresi özelliklerinin, sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda tasarlanması durumunda bireylerin yaşam kalitesini anlamlı biçimde artırdığı ortaya konmuştur. Bu bağlamda, konut tasarımında yalnızca fiziksel gereksinimlerin değil, aynı zamanda sosyal, çevresel ve psikolojik ihtiyaçların da gözetilmesinin, yaşam kalitesinin bütüncül bir şekilde iyileştirilmesinde önemli rol oynadığı vurgulanmıştır. Bu çalışma, nitel analiz yöntemiyle sınırlı kalmış; kullanıcı deneyimlerine doğrudan ulaşmayı sağlayacak anket uygulamaları kapsam dışında bırakılmıştır. Gelecek araştırmalarda, anket ve mülakat gibi kullanıcı odaklı yöntemlerin yanı sıra, farklı iklim bölgeleri ve kültürel yaşam biçimlerine sahip kullanıcı gruplarının da değerlendirmeye katılması, konut ve çevresi tasarım özelliklerinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin daha kapsamlı bir şekilde ortaya konmasına olanak sağlayacaktır.Yayın Histriyonik kişilik örüntüsünde dissosiyatif yaşantılara nesne ilişkileri perspektifinden bir bakış(İstanbul Gedik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demirel, Beyza; Can, Fatma YeşimBu araştırmanın amacı, histriyonik kişilik örüntüsü, dissosiyatif yaşantılar ve nesne ilişkileri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu değişkenlerin birbirini ne ölçüde yordadığını ortaya koymaktır. Araştırma örneklemi 18 yaş ve üzeri 340 yetişkin (kadın=256, erkek=84) bireyden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Genel Sağlık Anketi, Kısa Histriyonik Kişilik Ölçeği (KHKÖ), Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) ve Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği (BORRTI) kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 ile analiz edilmiş; betimleyici istatistikler, Pearson korelasyon, hiyerarşik/çoklu regresyon ve bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. Bulgular, histriyonik kişilik örüntüsü ile dissosiyatif yaşantılar arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu; nesne ilişkileri boyutlarının (özellikle güvensiz bağlanma) histriyonik örüntüyü anlamlı biçimde yordadığını göstermiştir. Hiyerarşik regresyon, modele dissosiyatif yaşantılar eklendiğinde açıklanan varyansın arttığını ve nesne ilişkileriyle birlikte histriyonik özelliklerin daha iyi açıklandığını ortaya koymuştur. Cinsiyete göre karşılaştırmalarda, erkeklerin KHKÖ toplam puanı ve baştan çıkarıcılık alt boyutu puanları kadınlardan anlamlı biçimde daha yüksektir; buna karşılık DES puanları cinsiyete göre farklılaşmamıştır. Diğer alt boyutlarda anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuçlar, erken dönem ilişkisel deneyimlerin (nesne ilişkileri) ve dissosiyatif süreçlerin, histriyonik kişilik örüntüsünün anlaşılmasında birlikte ele alınması gerektiğine işaret etmektedir. Çalışma, bu üç yapıyı aynı örneklemde eşzamanlı olarak incelemesi bakımından alan yazına özgün bir katkı sunmaktadır; bulguların, klinik değerlendirme ve müdahale planlamasında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.











